<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>TE Sağlık</title>
    <link>https://saglik.habertest.com</link>
    <description>TE Sağlık</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://saglik.habertest.com/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 16 Apr 2026 18:23:16 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Panik atağı tetikleyebilecek 12 durum]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/panik-atagi-tetikleyebilecek-12-durum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/panik-atagi-tetikleyebilecek-12-durum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genellikle kalıcı olumsuz düşüncelerden ve toksik duygusal reflekslerden kaynaklanan panik atakların tetikleyicilerinin farkında olarak durumu daha sağlıklı bir şekilde yönetebilirsiniz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Panik bozukluğu, bir kişinin tekrar tekrar panik atak geçirmesi veya bir sonraki olası panik ataktan sürekli olarak endişe duyması durumudur. Panik bozukluk, anksiyete ile ilişkili psikolojik bozukluklardan biridir ve ilişkili hastalıkları, hastaların büyük bir şok veya travma sonrası yaşadıkları yaygın anksiyete, çeşitli fobiler, obsesif-kompulsif bozukluk ve travma sonrası stres sendromudur.</p>

<p>Panik bozukluğunun nedenleri çoğunlukla belirsizdir, ancak panik atakların arka planında nörotransmitterlerin (sinir sistemi uyarılarını ileten hormonlar) miktarının azaldığı düşünülmektedir.</p>

<p>Panik bozukluğu diğer anksiyete bozuklukları ile karıştırılmamalıdır, anksiyete ile panik bozukluğu arasındaki temel fark, anksiyete sürekli ve uzun süreli rahatsızlığa neden olabilirken, panik bozukluğun özelliği olan panik atak, beklenmedik bir şekilde ve aniden gelir.</p>

<p>Panik bozukluğuna sıklıkla başka psikolojik sorunlar da eşlik eder. Panik bozukluğunun doğası gizemlidir. Panik bozukluğun süresi aylar hatta yıllar sürebilir. Panik bozukluğu ve sürekli anksiyete hastanın çalışma yeteneğini bozabileceği, günlük yaşamını rahatsız edici hale getirebileceği ve hastanın insan ilişkileri üzerinde zararlı bir etkisi olabileceği için daha ciddi vakalar tedavi edilmelidir.</p>

<p>Panik bozukluğunun sona ermesi, genellikle panik hastaları için özel olarak oluşturulmuş bir tedavi ile sağlanabilir. Ek olarak, çoğu zihinsel bozukluk gibi panik bozukluğu da kalıtsal olabilir, ancak birçok insan sorunu herhangi bir aile öyküsü olmadan geliştirir.</p>

<h4><strong>Panik atak nedir?</strong></h4>

<p>Genel olarak panik atak, kurbanını aniden etkileyen ve özellikle fiziksel ve zihinsel semptomlara neden olan yoğun bir endişe dönemidir. Bir panik atak geldiği kadar çabuk geçer, kritik zaman aralığı birkaç dakika sürebilir, ancak yarım saatten fazla sürmez. Bu süre zarfında, panik atak mağdurları, duygusal ve davranışsal oryantasyon bozukluğu, kaçma zorunluluğu ve ölüm korkusu gibi şiddetli otonom sinir sistemi semptomları ile açıklanamayan, dayanılmaz bir ölüm korkusu bildirirler.</p>

<p>Panik atak semptomları arasında ayrıca göğüs ağrısı ve nefes darlığı da vardır. Bu boğulma benzeri hisler yalnızca endişe hissini güçlendirir ve umutsuzluğu artırır.</p>

<h4><strong>Panik atak belirtileri</strong></h4>

<p>Çok farklı panik atak belirtisi vardır ve belirtiler kişiden kiiye göre değişebilir. Panik atak belirtileri genel olarak şunlardır:</p>

<ul>
 <li>- Açıklanamayan korku, korku hissi, ölüm korkusu, delirme korkusu, kontrolü kaybetme korkusu (istememesine rağmen aptalca şeyler yapmak, intihar vb.),</li>
 <li>- Sabit, zorlayıcı düşünceler (örneğin günlük sorunları büyütme),</li>
 <li>- Kaçma, yardım isteme arzusu,</li>
 <li>- Hızlı kalp atışı, bazen tehlikeli derecede yüksek kalp atış hızı,</li>
 <li>- Uzuvların, yüzün veya dilin uyuşması,</li>
 <li>- Bayılma, baş dönmesi, mide bulantısı,</li>
 <li>- Nefes almada zorluk, nefes alma sorunları, boğulma hissi,</li>
 <li>- Göğüs ağrısı,</li>
 <li>- Artan terleme,</li>
 <li>- Prestezi (ellerde, ayaklarda, sıklıkla ağızda ve yüzde de batma, kaşıntı hissi),</li>
 <li>- Mide krampları, karın ağrısı, ishal,</li>
 <li>- Titreme,</li>
 <li>- Kızarma, göğüste kızarıklık, kurdeşen benzeri döküntü,</li>
 <li>- Algı bozulması ve rüya hissi,</li>
 <li>- Zamansal ve mekansal kontrolün kaybı,</li>
 <li>- Duyarsızlaşma, kendisiyle teması kaybetme hissi,</li>
 <li>- Kendine kapanma hissi, dış dünyadan soyutlanma hissi.</li>
</ul>

<p>Ani korku ve yoğun endişe hissi en karakteristik semptom olmasına rağmen, bazı kişilerde bu yoktur, bunun yerine panik atağın fiziksel semptomları (yüksek nabız, baş dönmesi, hasta hissetme) sorunlara neden olur.</p>

<h4><strong>Panik atağı tetikleyebilecek 12 durum</strong></h4>

<p>Panik ataklar, genellikle gelecekle ilgili belirsizlikle bağlantılı olan endişe ve korkudan kaynaklanır. Panik atağı körükleyen korku her insan için farklıdır. Bu yüzden tetikleyicilerin farkında olmak çok önemlidir.</p>

<p>İşte panik atağı tetikleyebilecek 12 durum.</p>

<p><strong>Bir şeyin en olumsuz halini düşünme</strong></p>

<p>Bu durum herhangi bir olayı ciddi bir şeye veya felakete dönüştürmektir. Bu düşünce sizi dünyanın sonu olduğuna ve bundan kurtulamayacağınıza inandırabilir. Hatta stresli bir anda deliriyormuş gibi hissedebilirsiniz.</p>

<p>Korkularını körükleyen şeyin kişiyi öldüreceğine veya ciddi şekilde etkileyeceğine inanılabilir. Örneğin, asansör her an çökebilir, mikroplar çocuklarını kirletebilir ve hasta ederek öldürebilir vb.</p>

<p><strong>Hızlı nefes alma</strong></p>

<p>Hızlı ve sığ nefes almak, yani hiperventilasyon, panik atağın ana semptomlarından biridir. Sorun, vücudunuza bir şeylerin yanlış olduğunu söylediğiniz için panik atağı da tetikleyebilmesidir. Bu nedenle hızlı nefes alma durumu panik atağı tetikleyerek bir kısır döngü oluşturabilir.</p>

<p>Dikkatli solunum, nefes almayı kontrol etmeye ve stresle savaşmaya yardımcı olur ve panik atağı durdurur. 4 saniye boyunca burnunuzdan nefes alın, 6 saniye boyunca ağzınızdan nefes verin, 2 saniye duraklayın. Döngüyü en az 3 kez tekrarlayın. Bu nefes egzersizi, daha iyi hissetmenize yardımcı olur.</p>

<p><strong>Dramatizasyon</strong></p>

<p>Fiziksel duyumların dramatik yorumu genellikle panik atağa yol açar. Örneğin, kalp çarpıntısı hissedersiniz ve kalp krizi geçirdiğinizi veya boyun ağrınızın felcin başlangıcını işaret eden bir kan pıhtısı olduğunu düşünürsünüz.</p>

<p>Bir şeyin mümkün olması, gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu anlamına gelmez, ancak zihniniz en trajik sonucu düşünme eğilimindedir.</p>

<p><strong>Stres</strong></p>

<p>Panik ataklar bazen ortada hiçbir şey yokken çıkmış gibi hissettirebilir. Ancak stresli herhangi bir şey panik atağı tetikleyebilir. Bir düğün veya patronunuzla toplantı gibi büyük, stresli bir olay panik atağı tetikleyebilir. Ayrıca zamanla biriken stres de panik atağa neden olabilir.</p>

<p><strong>Panik atak geçirme korkusu</strong></p>

<p>Panik atakların en acımasız yönlerinden biri, zamanla kendilerini güçlendirebilmeleridir. Başka bir panik atak geçirmekten endişe ediyorsanız, bu sizi daha fazla strese sokar ve bu durum panik atağı tetikleyebilir.</p>

<p><strong>Sonuçları düşünmek</strong></p>

<p>Sonuçları çok fazla düşünmek endişenizi çeşitli şekillerde kötüleştirebilir. Riskli tahminlere girişebilir veya etrafınızdakilerin sizin hakkınızda olumsuz bir şey söylediğini hayal edebilirsiniz. Örneğin, oraya varmadan önce bir görüşmede başarısız olacağınıza kendinizi ikna edebilirsiniz. Kocanızın sizi aramadığı için bir araba kazasında öldüğünü de hayal edebilirsiniz.</p>

<p><strong>Duygusal akıl yürütme</strong></p>

<p>Duygusal akıl yürütme, duygusal tepkinizin onunla çelişen gerçeklere ve kanıtlara bakılmaksızın doğru olduğu sonucuna varmaktır. Örneğin, bir şeyden sorumlu hissedersiniz ve olumsuz bir durumda bunun tamamen sizin hatanız olduğu sonucuna varırsınız.</p>

<p><strong>Sosyal medyada çok fazla zaman geçirmek</strong></p>

<p>Sosyal medyada zaman geçirmek kesinlikle keyiflidir, ancak olumsuz karşılaştırmalar yapmanıza neden olabilir. Kendinizi başkalarıyla karşılaştırmak veya çevrimiçi dünyada gördüğünüz şeyler hakkında endişelenmek panik atağı tetikleyebilir.</p>

<p>Çevrimiçi dünyaya takıntılı olmaya başlarsanız, aşağıdaki düşünce türlerini geliştirebilirsiniz:</p>

<ul>
 <li>"Hiçbir zaman onlar kadar iyi giyinmedim",</li>
 <li>"Durumum onlar gibi bir yılda değişmedi",</li>
 <li>"Asla böyle güzel geziler yapmadım"</li>
</ul>

<p>Tüm bu düşünceler, panik atağa açılan bir kapıdır.</p>

<p><strong>Aşırı analiz</strong></p>

<p>Aşırı analiz kaygıya yol açabilir, özellikle de kendiniz için olumsuz bir gelecek görmenizi sağlıyorsa veya başkalarının sizi olumsuz algıladığına inanmanızı sağlıyorsa panik atağı tetikleyebilir. Örneğin, "Patronum beni geri aramadı, belki de kızgındır ve beni kovmak istiyor ve kendimi sokakta bulacağım." gibi düşünceler panik atağı tetikler.</p>

<p><strong>Erteleme</strong></p>

<p>Ertelemek kısa vadede anksiyeteyi hafifletebilir, ancak panik atakları tetikleyebilir. Keyifli bir şey yapmak için bir işi bir kenara bırakırsanız, daha iyi hissedersiniz. Ancak, uzun vadeli sonuçlar, yıkıcı bir düşünce sürecine yol açarsa, panik atakları tetikleyebilir.</p>

<p><strong>Kalabalık korkusu</strong></p>

<p>Büyük insan kalabalığında olma korkusu, agorafobi, bu bozukluğu olan kişilerde panik ataklar için iyi bilinen bir tetikleyicidir. O kadar yaygındır ki, akıl hastalığı olarak kendi sınıflandırmasına bile sahiptir: Agorafobili panik bozukluk.</p>

<p>Ayrıca araştırmalara göre, kişi panik atak geçirdiği yerlere dönmekten de korkabilir.</p>

<p><strong>Çok fazla yalnızlık</strong></p>

<p>Yalnız başına biraz zaman geçirmek bazı endişeli insanlar için iyi olabilir, ancak çok fazla yalnızlık tersi etki yaratabilir. Özellikle izolasyon duygularına yol açarsa, yalnızlık panik atağı tetikleyebilir. Herkesin güvendiği biriyle konuşması gerekir, bu yüzden panik atakla tek başına savaşmaktan kaçınmak önemlidir.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hastalıklar</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/panik-atagi-tetikleyebilecek-12-durum</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Oct 2022 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/panik-atagi-tetikleyebilecek-12-durum-9048.jpg" type="image/jpeg" length="44629"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Makyajla uyumanın sağlığa verdiği zararlar]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/makyajla-uyumanin-sagliga-verdigi-zararlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/makyajla-uyumanin-sagliga-verdigi-zararlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akne, göz iltihabı, cildin erken yaşlanması... Makyajınızı temizlemeden uyumanın sağlığa birçok farklı yönden zararı bulunuyor. İşte makyajla uyumanın sağlığa verdiği zararlar...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pek çok kadının başına gelir; uzun ve yorucu bir günün ardından her zamanki cilt bakım rutinlerini atlayıp yüzlerinde makyajla yatağa gitmeye karar verirler. Ancak, bu birkaç yönden sağlığa zararlıdır.</p>

<p>Makyajla uyumanın olumsuz yönlerinden biri cildin erken yaşlanmasına yol açabilmesidir. Yüz cildi makyajla kaplandığında cilt düzgün nefes alamaz ve kendini yenileyemez ve bunun sonucunda zamanla ince ve ardından derin kırışıklıklar oluşur. Buna makyajla uyumanın cildi cansız hale getirmesi ve sağlıklı rengini kaybetmesi de eklenşr.</p>

<p>Bu nedenle cildinizin erken yaşlanmasını önlemek istiyorsanız, yatmadan önce makyajınızı temizlemek için mutlaka zaman ayırın. Bunun için hafif bir yüz temizleyici veya makyaj temizleyici kullanabiliriz ki bu da makyajın en küçük kalıntılarını temizlemeye yardımcı olur. Cildinizi iyice temizledikten hemen sonra nemlendirici krem ​​kullanarak gece boyunca cilt kurumasını önleyebilirsiniz.</p>

<h3>Sivilce gelişebilir</h3>

<p>Yatmadan önce makyajınızı temizlemezseniz gözenekleriniz tıkanır. Ayrıca eğer buna yatkınsanız, yüzünüzde sivilceler de ortaya çıkabilir.</p>

<p>Makyaj, siyah nokta ve akne oluşumuna doğrudan bir yol olan gözeneklerdeki doğal maddeleri tam anlamıyla emer. Bunu önlemek için akşam yatmadan önce cildinizi iyice temizlemeniz gerekir.</p>

<p>Yüzünüzü temizlemek her şeyden önce cilt hastalıklarını önlemek için çok önemlidir, ancak aynı zamanda doğru temizlik rutini mevcut cilt problemlerini tedavi etmeye de yardımcı olur.</p>

<p>Dolayısıyla bu adım sadece hijyenin bir parçası değildir, aynı zamanda dermatolojik açıdan da büyük önem taşır.</p>

<h3>Göz sağlığına zarar veriyor</h3>

<p>Yatmadan önce makyajınızı temizlemezseniz sadece cildiniz değil gözleriniz de bozulabilir.</p>

<p>Göz makyajının sadece bir gece açık bırakılmasından kaynaklanan bir takım ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Göz tahrişi meydana gelebilir, görme işlevi zarar görebilir ve arpa da oluşabilir.</p>

<p>Göz kapaklarının derisi normal bir dokudan daha incedir ve yüz derisi bir bütün olarak daha hassastır. Bu nedenle, özellikle enfeksiyon ve tahrişe karşı daha duyarlıdır.</p>

<p>Makyajla uyumanın hoş olmayan sonuçlarından kaçınmak istiyorsanız, akşam yüz bakım rutininize bağlı kalın. Gerekirse temizliği kısa tutun, ancak hiçbir şekilde atlamayın.</p>

<p>Makyaj temizleme, kapsamlı yüz temizliği ve nemlendirme adımlarını izleyerek cildinizin ve gözlerinizin sağlığını koruyabilirsiniz.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hastalıklar, Kadın</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/makyajla-uyumanin-sagliga-verdigi-zararlar</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Oct 2022 13:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/makyajla-uyumanin-sagliga-verdigi-zararlar-1074.jpg" type="image/jpeg" length="17227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Akıllı telefon bağımlılığı, erken yaşta kalp rahatsızlığına neden oluyor]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/akilli-telefon-bagimliligi-erken-yasta-kalp-rahatsizligina-neden-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/akilli-telefon-bagimliligi-erken-yasta-kalp-rahatsizligina-neden-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, akıllı telefon bağımlılığı nedeniyle 40'lı yaşlarda beliren kalp rahatsızlıklarının daha erken yaşlarda görüldüğüne dikkat çekti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hitit Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı, Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Gülay Yılmazer, ergenliğin, bireyin çocukluktan yetişkinliğe geçtiği dönem olmasından dolayı son derece önemli olduğunu, ergenlik döneminin sağlıklı geçirilmesiyle yetişkinliğe de sağlıklı bir başlangıç yapılabileceğini söyledi.</p>

<h4>Akıllı telefon bağımlılığı, ergenlikte olumsuz etkiliyor</h4>

<p>Bireyin ergenlik döneminde bağımlılıklara karşı daha açık olduğunu dile getiren Yılmazer, dünyada son dönemde hızla artan akıllı telefon kullanımının özellikle ergenlerde fiziksel ve psikososyal sorunlara neden olabileceğini vurguladı.</p>

<p>Ergenlik döneminde görülen depresyon ve anksiyetenin, ergenin bir arayış içinde olmasından kaynaklandığına işaret eden Yılmazer, bu durumda içine kapanan ergenin akıllı telefonu bir kaçış noktası olarak kullanabildiğini anlattı.</p>

<h4>Ergenlerde telefon bağımlılığı pek çok sorunu da beraberinde getiriyor</h4>

<p>AA'nın haberine göre; yoğun telefon kullanımının zamanla bağımlılığa dönüştüğünün altını çizen Yılmazer, <strong><em>"Özellikle aile, akran, arkadaş ve öğretmenlerle olan ilişkiler, akıllı telefon bağımlılığıyla ilgili riski olumlu ya da olumsuz yönde tetikleyebilecektir. Sosyal destek ağlarının güçlü olması akıllı telefon bağımlılığı riskini azaltırken, tam tersine bu ağların zayıf olması ergenleri farklı bir arayış içine yönlendirebilecektir. Ergenlerde telefon bağımlılığı duygu durum bozuklukları, depresyon, anksiyete, düşük benlik saygısı, sedanter yaşam tarzı (düzensiz fiziksel aktivitenin olduğu ya da fiziksel aktivitenin olmadığı yaşam tarzı), obezite ve beraberinde getirdiği işitme, görme bozuklukları ergenlerde karşımıza çıkan fiziksel ve psikososyal sorunlar arasında yer alıyor."</em></strong> diye konuştu.</p>

<h4>"Ergenler bizim için çok kıymetli"</h4>

<p>Ergenlik çağının riske atılamayacak kadar önemli olduğunu vurgulayan Yılmazer, <strong><em>"Ergenler bizler için çok kıymetli. Yetişkinliğe geçiş sürecinde yer alıyorlar. Bu süreçte biz onları zararlı alışkanlıklardan ne kadar uzak tutabilirsek, ne kadar öz bakımını sağlayabilecek bir birey yetiştirebilirsek, o kadar sağlıklı toplumların oluşmasına katkı sağlayabileceğiz."</em></strong> ifadesini kullandı.</p>

<h4>"Ebeveynler, çocuklarını oyalamak için önlerine telefon koymamalı"</h4>

<p>Yılmazer, ebeveynlerin oyalamak için çocuklarının önüne akıllı telefon koymasının, çocuğun gelecekte telefon bağımlısı olmasına neden olacağından dolayı son derece yanlış olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Obezitenin, akıllı telefon bağımlılığının olumsuz fiziksel etkilerinden biri olduğuna dikkati çeken Yılmazer, şunları kaydetti:</p>

<p><strong><em>"Obeziteyle birlikte kronik hastalıklar artacak. Bel çevresinde, kan basıncında, nabız hızında artış olacak, kardiyovasküler hastalıkları tetikleyebilecek. Gece geç saatlere kadar uyumama, gündüz uyku haliyle uyanma, uyku bozukluklarını beraberinde getirecek. Bununla birlikte tabii ki depresyon ve diğer fizyolojik sorunlar tetiklenebilecek. Bunların hepsi aslında yetişkinlik çağında ortaya çıkabilen sorunları daha erken yaşlara çekmiş oluyor. Kardiyovasküler hastalık riski belki 40'lı yaşlarda ortaya çıkacak bir hastalıkken biz bu riski daha erken yaşlara kaydırmış oluyoruz, akıllı telefon bağımlılığıyla birlikte. Sedanter yaşamımız beraberinde yetersiz beslenme alışkanlığı ve obezitenin ortaya çıkışı kan lipid düzeylerimizi artıracak, kollestrol düzeylerimiz yükselecek, kan basıncımız artacak ve 40 yaş ve üzerinde ortaya çıkabilecek bu riskler artık 15 yaşından itibaren yol almaya başlayacak ve kronik hastalıklara zemin hazırlayacak."</em></strong></p>

<h4>Çocuğunuzu korumak için ne yapabilirsiniz</h4>

<p>Yılmazer, ergenin telefon bağımlısı olmaması için ebeveynleri tarafından sosyal ve sportif faaliyetlere yönlendirilmesi gerektiğini, evde yemek masasında ve yatak odasında telefon kullanımının kısıtlanması gibi uygulamalar yapılabileceğini sözlerine ekledi.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hastalıklar</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/akilli-telefon-bagimliligi-erken-yasta-kalp-rahatsizligina-neden-oluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Oct 2022 10:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/telefon-bagimliligi.jpg" type="image/jpeg" length="54338"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Arkadaşlarınız spor yapma motivasyonunuzu artırıyor]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/arkadaslariniz-spor-yapma-motivasyonunuzu-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/arkadaslariniz-spor-yapma-motivasyonunuzu-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yalnız başına spor yapmaktan sıkılıyor musunuz? Yapılan bir araştırma, arkadaşlarla yapılan egzersizin spor motivasyonunu artırdığını ve daha verimli sonuçlar verdiğini öne sürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık bir beden ve daha dinamik bir yaşam için spor yapmak oldukça önemli. Her ne kadar büyük bir hevesle spor yapmak istesek de kimi zaman motivasyonumuzu kaybedebiliyoruz.&nbsp;BBC'de yayınlanan&nbsp;yeni bir araştırma, birlikte yapılan sporun düzenli egzersiz için motive edebileceğini ortaya koydu.</p>

<p><strong>Etkileşime geçmek motive ediyor</strong></p>

<p>Kean Üniversitesi araştırmacıları, az spor yapan kişiler ile daha çok spor yapanlar arasında kurulan etkileşimin egzersiz yapmaya teşvik ettiğini belirtiryor. Araştırmacılar spor yapmayan kişilerin, düzenli olarak spor yapan kişilerle etkileşime geçtiğinde daha çok motive olduğunu belirtiyor.</p>

<h2>ARKADAŞLARINIZLA SPOR YAPIN</h2>

<p>Grup ile yapılan düzenli egzersizin aynı zamanda akıl sağlığını ciddi oranda iyileştirdiği biliniyor. Arkadaşlarla yürümek, fitness sınıfına yazılmak veya beraber yoga yapmak, popüler grup egzersizleri arasında gösteriliyor.</p>

<p>Bir arkadaşınızla düzenli egzersiz yapabilmek için kendinizi adamanız ve bağlı hissetmeniz gerektiği belirtiliyor. Uzmanlar “Tek başınıza olduğunuzda gidip spor yapmamak çok kolaydır ama bir arkadaşınız olursa birbirinizi teşvik edebilirsiniz” ifadelerini kullanıyor.</p>

<h2>RAKİP OLARAK GÖRMEYİN</h2>

<p>Grup egzersizlerinde arkadaş da edinebilirsiniz. Gitmediğiniz bir gün ‘Neredeydin?’ diye sorabilirler bu da sizi bir sonraki dersi kaçırmamanız için motive edebilir.</p>

<h2>RAKİP OLARAK GÖRMEYİN</h2>

<p>Birlikte spor yaptığınız kişilerle aynı seviyede olmasanız da ulaşmak istediğiniz hedef aynı. Birbiriniz rakip görmek yerine onları ilham alabilir, oraya nasıl ulaştıklarını öğrenebilirsiniz.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/arkadaslariniz-spor-yapma-motivasyonunuzu-artiriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Oct 2022 16:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/spor.webp" type="image/jpeg" length="39344"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aç kalarak zayıflanır mı? (Aralıklı oruç diyeti)]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/ac-kalarak-zayiflanir-mi-aralikli-oruc-diyeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/ac-kalarak-zayiflanir-mi-aralikli-oruc-diyeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aralıklı oruç diyeti (Intermittent Fasting) doğru şekilde yapıldığında hem kilo vermenizi sağlar hem de sağlığınıza katkıda bulunur. İşte aralıklı orucun kuralları...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>ARALIKLI ORUÇ NEDİR?</h2>

<p>Aralıklı oruç diyeti (<strong>intermittent fasting/İF)</strong>&nbsp;günü&nbsp;iki bölüme ayıran ve hangi yemeğin yeneceğinin değil yemeğin ne zaman yenmesi gerektiğinin önemli olduğu bir beslenme tarzıdır.</p>

<p>Son dönemlerde yapılan birçok bilimsel çalışma intermittent fasting (aralıklı oruç) diyetinin vücudumuz üzerinde birçok etkisi olduğuna ve kişilerin daha uzun seneler sağlıklı bir şekilde yaşamasını kolaylaştırdığını göstermiştir. Aynı zamanda aralıklı oruç diyetinin beyin fonksiyonları üzerinde de etkili olduğu bulunmuştur.</p>

<p>Aralıklı oruç, aslında bir diyet programı değildir. Gün içerisinde tükettiğiniz besinlerin farklı bir düzende tüketilmesidir. Aralıklı oruç diyeti; gün içerisinde belirlenmiş zaman dilimlerinde hiçbir besinin alınmadığı ya da haftanın belirlenmiş günlerinde enerji alımında farklı kısıtlamalar yapılan bir beslenme programı olarak tanımlanabilir.&nbsp;</p>

<h2>ARALIKLI ORUÇ NASIL YAPILIR?</h2>

<p><strong>16:8 yöntemi:&nbsp;</strong>16 saat aç kalıp (uyku dahil), 8 saat yemek yeme şeklindedir. Örneğin; 11.00-19.00 saatleri arasında yemek yiyip, günün geri kalan kısmında herhangi bir besin tüketmiyorsunuz.</p>

<p><strong>5:2 yöntemi:&nbsp;</strong>Haftanın 5 günü normal, haftanın 2 günü çok kısıtlı kalori içerir (500-800 kcal/gün). Bu noktada kısıtlı yemek yenecek iki günün üst üste uygulanmaması sağlık açısından çok önemlidir. Kısıtlı yemek yenilen günlerde normal günlerde tüketilen besin miktarının 4’te 1’i tüketilir.</p>

<p><strong>Ye/Dur/Ye yöntemi:</strong>&nbsp;Haftada bir veya iki kez 24 saat oruç tutulan yöntemdir. Bir gün boyunca akşam yemeğinden sonra diğer akşam yemeğine kadar 24 saat geçirilir.</p>

<h2>ARALIKLI ORUÇ DİYETİNİN YARARLARI</h2>

<p>Aralıklı oruç, gün boyunca tüketilen kalorileri azaltarak kilo verilmesine yardımcı olabilir. 16:8 aralıklı oruç diyeti özellikle kendini çok fazla kısıtlamadan "ılımlı bir şekilde kilo vermek" isteyen kişilere uygundur.</p>

<p>Mevcut kilosunu korumak isteyenler de bu aralıklı oruçtan fayda görebilmektedir. Aralıklı oruç diyeti detoks etkisi göstererek, vücuttaki toksinleri atılmasına ve hücre yenilenmesine destek olur.</p>

<p>Uzun süreli açlık sindirim sistemi dahil vücuttaki diğer sistemlerin dinlenmesini sağlamaktadır. Vücut şeker ve yağ metabolizması daha iyi düzenler, kan basıncı ve kolesterol seviyeleri dengelenir. Aralıklı oruç diyeti kronik hastalıkları önler ve var olan kronik hastalıkların tedavi sürecine olumlu etkisi vardır. Yapılan bir araştırmaya göre aralıklı oruç diyeti kan şekeri düzeylerini düşürmeye de yardımcı olmaktadır.</p>

<p>Uzun süreli açlık büyüme hormon seviyelerinin vücudumuzda hızlı bir şekilde artmasına yardımcı olur. Bu sayede yağ yakımı ve kas kazanımı kolaylaşır. Metabolizmanın hızlanmasına destek olan&nbsp;aralıklı oruç, ideal kiloya ulaşma sürecini kolaylaştırır.</p>

<h2>ARALIKLI ORUÇ DİYETİNİ KİMLER YAPAMAZ?</h2>

<p>Vücut kitle indeksi (VKİ) 20'nin altında olan kişiler, karaciğeri, böbreği, hipoglisemiyi etkileyen hastalıklar gibi kronik sorunlar veya metabolik rahatsızlıklardan muzdarip olanlar, 18 yaş altı çocuklar, yeme bozukluğu olanlar ayrıca hamile ve emziren kadınların aralıklı oruç diyeti yapmaları önerilmez.</p>

<p>Tip 2 diyabet, düşük tansiyon hastaları veya ürik asiti yüksek olanlar aralıklı orucu doktor kontrolünde yapmalıdır. Bu diyeti kilo kaybetmek için yapmak isteyenlerin diyete başlamadan önce beslenme ve metabolik durum değerlendirmesi için bir uzmana başvurmasında fayda vardır.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/ac-kalarak-zayiflanir-mi-aralikli-oruc-diyeti</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Oct 2022 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/diyet.webp" type="image/jpeg" length="51776"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AIDS nedir? AIDS nasıl bulaşır?]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/aids-nedir-aids-nasil-bulasir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/aids-nedir-aids-nasil-bulasir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Halk arasında AIDS olarak bilinen Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu, HIV infeksiyonunun neden olduğu, kronik, yaşamı tehdit edebilen bir rahatsızlıktır. HIV bağışıklık sistemini hasara uğratarak hastalıklarla mücadele gücünü zayıflatmaktadır. HIV infeksiyonunun tedavi edilmemesi AIDS’e neden olabilmektedir. Peki AIDS nasıl bulaşır? AIDS hastalığının belirtileri ve tedavi yöntemleri nelerdir?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>AIDS, HIV pozitif kişilerin hiçbir tedavi almamaları sonucu, hayatlarının ilerleyen dönemlerinde vücutta bazı beyaz kan hücreleri kandaki oranının çok düşük seviyelere gelmesiyle birlikte, bağışıklık sisteminin çökmesi ve diğer pek çok hastalık ve enfeksiyona açık hale gelmeleriyle birlikte gelişen bir sendromdur.</p>

<p>Kan milimetreküpünde sağlıklı bir hastada 500-1600 arasında CD4 hücresi bulunmaktadır. AIDS gelişen bireylerde bu sayı 0’a kadar düşmektedir.<br />
<br />
AIDS, HIV virüsüne bağlı olarak gelişir. Ancak her HIV pozitif kişi AIDS olmaz. Tedavi edildiği sürece hastalığın bu evreye gelme ihtimali oldukça düşüktür. Kişilerde AIDS geliştiğinde de tedaviye başlanması mümkündür yine de erken tanı ile başlayan tedavideki kadar etkili bir sonuç alınabilmektedir.</p>

<p><strong>HIV NEDİR?</strong></p>

<p>HIV bugüne kadar dünyada en uzun sürmüş epidemidir. Virüsün vücuttan tamamen atılmasını sağlayan kesin bir tedavisi ya da aşısı henüz bulunmamıştır.<br />
<br />
HIV, kan yoluyla ya da anne sütü, sperm, boşalma öncesi sıvı, vajinal ve rektal sıvılar yoluyla bulaşmaktadır. Bu sebeple <strong>cinsel ilişki</strong> yoluyla bulaşma riski fazla olan bir virüstür. Virüs vücuda girdikten sonraki bir ay içerisinde akut bir atak yapar ve sonrasında tedavi edilmezse vücutta çoğalmaya devam eder. Akut dönemden sonra hastalık <strong>10-15 sene</strong> sessiz olarak seyredebilir, kişilerde hastalık belirtileri görülmez. Ancak kişiler bu dönemde hastalığı bulaştırmaya devam ederler.<br />
<br />
Ancak bu kişilerde hastalığın üçüncü ve en ileri seviyesi olan AIDS henüz gelişmemiştir. Tedavi edilmediği takdirde hastalık üçüncü evreye ilerler ve kişilerin bağışıklık sistemleri zayıflayarak diğer enfeksiyon ve hastalıklara karşı savunmasız hale gelirler.</p>

<p>Bu sebeple, artık hastalar enfeksiyon tespit edildikten hemen sonra ilaç tedavisine başlamakta ve böylelikle hastalık üçüncü evreye ilerlemeden hayatlarını sağlıklı biçimde sürdürebilmekte, evlenip çocuk sahibi olabilmektedirler.</p>

<p><strong>AIDS NASIL BULAŞIR?</strong></p>

<p>AIDS hastalığı HIV virüsü ile enfekte olmuş kişilerin vücut sıvılarının, virüs ile temas etmemiş kişilerin vücuduna girmesi ile yayılım gösterir. Virüsün yayılmasında etkili olan vücut sıvıları kan, sperm, vajina salgısı ve anne sütü şeklinde sıralanır.<br />
<br />
<strong>Cinsel ilişki yoluyla&nbsp;bulaşma:</strong>&nbsp;HIV virüsü bulaşmalarının %80-85'i&nbsp;korunmasız cinsel ilişki ile gerçekleşir. HIV-pozitif erkeğin sperm hücresinde HIV-pozitif kadının ise vajina salgısında yer alan virüs, cinsel ilişki sırasında bütünlüğü bozulmuş vücut mukozalarından içeri girer. AIDS hastalığında cinsel ilişki ile bulaşma yöntemi korunmasız cinsel ilişkiye giren tüm bireyler arasında (kadından erkeğe, erkekten kadına, kadından kadına ve erkekten erkeğe) meydana gelebilir. HIV-pozitif bir bireyle gerçekleşen tek bir korunmasız ilişki dahi AIDS hastalığının gelişmesine neden olabilir.</p>

<p><strong>Kan yoluyla bulaşma:&nbsp;</strong>HIV virüsü, enfekte hastaların kanında bulunur ve sağlıklı bireylerin bu kan ile temas etmesi sonucunda yayılım gösterir. Kan yoluyla bulaşma genellikle hasta bireyin kanıyla temas etmiş aletlerle yaralanma ya da enfekte olmuş kanın deri veya mukoza sıvılarıyla teması sonucunda gerçekleşir. Bu tür bulaşma konusunda en çok risk altında olan grup sağlık çalışanlarıdır denilebilir.&nbsp;</p>

<p><strong>Anneden bebeğe bulaşma:&nbsp;</strong>Virüs ile enfekte olmuş bir anne, virüsü bebeğine gebelik döneminde, doğum sırasında veya doğum sonrası emzirme işlemi ile bulaştırabilir.</p>

<p><strong>AIDS TANISI NASIL KONUR?</strong></p>

<p>HIV/AIDS tanısı&nbsp;kanda bulunan antikorları veya virüsün bir parçası olarak sayılabilen antijenleri görüntüleyen HIV testi ile konulur. Bireyin virüs ile temasından yaklaşık 3-8 hafta sonra bağışıklık sistemi ilk tepkiyi verir ve kandaki antikor sayısı&nbsp;hızla artmaya başlar.</p>

<p>Bazı durumlarda antikor sayısı 6 ay kadar uzun bir süre boyunca artık göstermez. Böyle bir durumun meydana gelmesi hastalığın tanılanmasını geciktireceği için genellikle antijen ve antikoru birlikte inceleyen testler tercih edilir. Bu sayede hastanın virüs ile temasından sonraki 3. haftadan itibaren tanı koymak mümkün hale gelir.&nbsp;<br />
<br />
Tanı işlemi için yapılacak ilk test <strong>ELISA</strong> testidir. Bu test ile yapılan inceleme sonucu HIV enfeksiyonun varlığı kanıtlanamazsa sonuç negatif olarak değerlendirilir. ELISA testinin pozitif sonuçlanması durumunda&nbsp;test yinelenir ve sonuç tekrar&nbsp;pozitif çıkarsa Western blot adı verilen doğrulama testi yapılır. Doğrulama testinin de pozitif sonuçlanması halinde kişiye HIV/AIDS tanısı konulur.</p>

<p><strong>AIDS BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong></p>

<p>AIDS’in çok sayıda belirtisi bulunmaktadır. Bu belirti ve bulgular başka hastalıklarda da görüldüğü için mutlaka alanında uzman doktora gidilerek gerekli testler yapıldıktan sonra doğru teşhis konularak tedavi süreci başlatılmalıdır. AIDS’in en önemli belirtileri şunlardır;<br />
<br />
-Hızlı kilo kaybı</p>

<p>-Tekrarlayan ateş</p>

<p>-Gece terlemeleri</p>

<p>-Aşırı ve nedeni bilinmeyen yorgunluk</p>

<p>-Koltuk altı, kasık veya boyun lenf bezlerinde büyüme</p>

<p>-Ağız, makat veya genital bölgede oluşan yaralar</p>

<p>-Akciğer infeksiyonları</p>

<p>-Cilt, ağız, burun veya göz kapaklarında lekelenmeler</p>

<p>-Hafıza kaybı</p>

<p>-Depresyon</p>

<p>-Nörolojik bozukluklar</p>

<p><strong>HIV İNFEKSİYONU BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong></p>

<p>Bazı kişilerde infeksiyonun başlangıcından 2-4 hafta sonra grip benzeri belirtiler ortaya çıkmaktadır. Bu dönem akut HIV infeksiyonu olarak adlandırılmaktadır. Bu belirtiler birkaç gün veya hafta sürmektedir. Bu dönemdeki belirtiler;<br />
<br />
-Ateş</p>

<p>-Üşüme</p>

<p>-Titreme</p>

<p>-Döküntü</p>

<p>-Gece terlemesi</p>

<p>-Kas ağrıları</p>

<p>-Boğaz ağrısı</p>

<p>-Halsizlik</p>

<p>-Lenf bezlerinde şişme</p>

<p>-Ağızda yaralar</p>

<p>Ancak bazı kişiler akut HIV infeksiyonu döneminde bir belirtileri hissetmeyebilmektedir. Bu belirtilerin görülmesi de tek başına HIV infeksiyonu olduğu anlamına gelmemelidir. Bu belirtiler başka hastalıklara bağlı olarak da ortaya çıkabilmektedir.</p>

<p>HIV infeksiyonuna neden olabilecek bir temas varsa bir sağlık kuruluşuna başvurarak HIV için test yaptırılmalıdır. Riskli bir temastan sonra bu belirtileri yaşayan kişilerin mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurarak testleri yaptırması gerekmektedir. Çünkü HIV infeksiyonunun teşhisinin tek yolu gerekli testlerin yaptırılmasıdır.</p>

<p><img alt="AIDS nedir? AIDS nasıl bulaşır? Belirtileri ve tedavi yöntemleri nelerdir? - 2" loading="lazy" src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/1ZOXC-8NykOEEURkTAF88g.jpg?width=960&amp;mode=crop&amp;scale=both" /></p>

<p><strong>AIDS NASIL TEDAVİ EDİLİR?</strong></p>

<p>Retrovirüs&nbsp;grubunda bulunan HIV’e karşı etkili olan Anti-Retroviral adı verilen 4 farklı tipte ilaç geliştirilmiştir. Bu ilaçlar vücudun farklı mekanizmalarında işlev görür ve HIV’nin tedavisi, bu ilaçların birkaç tanesinin kombinasyonu ile planlanabilir.<br />
<br />
HIV’nin kesin tedavisi&nbsp;yoktur, yani virüs tamamen vücutta yok edilemez ancak ilaçlar ile kontrol altına alınabilir. Tedavinin amacı; virüsün yeniden oluşmasını önlemektir. Böylece, virüsün, tedaviye dirençli olabilen birçok mutasyon geliştirme olasılığı azaltılır.&nbsp;<br />
<br />
Tedavi ile kandaki virüs miktarını gösteren viral yük denilen değer en alt düzeye indirilir, bağışıklık sistemini korunur ve&nbsp;HIV pozitif&nbsp;kişinin yaşam kalitesi ve beklentisi artırılır. Tedavi ayrıca HIV virüsünün miktarını azaltacağından bulaş riskini de azaltır.<br />
<br />
<strong>Riskli Durum / Davranış Sonrası Korunma</strong></p>

<p>PEP (Post-Exposure Prophylaxis), herhangi bir nedenle HIV’e maruz kalındığında, antiretroviral ilaçlar (ART) kullanılarak kişinin enfekte olma riskini düşüren önleyici bir tedavidir.&nbsp; PEP sadece acil durumlarda kullanılmalı ve HIV'ye maruz kaldıktan sonraki 72 saat içinde başlatılmalıdır.<br />
<br />
Bu ilaçlar 1-3 ay süreyle alınır. İlaçların ciddi yan etkilerinin olmasının yanı sıra 100 etkili değillerdir. Bu nedenle HIV bulaşmasına neden olacağını düşündüğünüz bir olay ile karşılaştıktan sonra en kısa sürede bir enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurmanız gerekir.<br />
<br />
<strong>HIV’den Korunma Yolları</strong></p>

<p>-Cinsel ilişkide kondom (prezervatif) kullanmak HIV’den korunmanın günümüzde en etkili yoludur. Ancak kondomun temas önce takılması ve üzerinde delik olmaması ve yırtılmaması çok önemlidir.&nbsp;</p>

<p>-Doğum kontrol hapı, iğneleri ve deri altı bantları, spiraller ve diğer gebelik önleyici yöntemler HIV’ye karşı koruma sağlamaz.</p>

<p><strong>HIV ve Gebelik</strong></p>

<p>HIV-pozitif olmak çocuk yapmaya engel bir durum değildir.&nbsp; Eğer&nbsp;erkek HIV taşıyıcısı&nbsp;ise, spermi alınarak dış ortamda virüsten temizlenerek anne rahmine yerleştirilir.&nbsp;HIV pozitif kadının&nbsp;gebe kalmasında herhangi bir sakınca yoktur.<br />
<br />
İzlem ve tedavisinin uygun koşullarda yapılması ve virüs yükünün ölçülmeyecek düzeyde olması, HIV’in bebeğe geçişini önemli ölçüde azaltmaktadır. Kişinin gebe kalmadan önce, kanındaki HIV RNA düzeyinin en az 6 ay süreyle ölçülemeyecek düzeylerde olması, bulaşmayı azaltmaktadır.<br />
<br />
HIV pozitif gebelerin&nbsp;antiretroviral tedavi kullanımı, planlanmış sezaryen uygulamaları ve bebeğin hazır mamayla beslenmesinin sağlanmasıyla özellikle gelişmiş ülkelerdeki bulaşma hızı %1-2’ye kadar inmiştir. Bulaş durumunda doğum sonrası ağız yoluyla verilen şuruplarla bebek tedavi edilmektedir.</p>

<p><strong>ELISA TESTİ NEDİR?</strong></p>

<p>ELISA testi bir antijen (örneğin mikroorganizmanın özel bir proteini) ve bir antikor (antijene karşı üretilen protein yapısındaki molekül) arasındaki reaksiyonu göstererek çeşitli hastalıkların tanısında kullanılmaktadır. Testin sonucunu görülür hale getirmek için bir enzimden yararlanılmaktadır. ELISA testi ile infeksiyon etkenleri veya bunlara karşı vücudun oluşturduğu antikorlar saptanabilmektedir.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hastalıklar</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/aids-nedir-aids-nasil-bulasir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Oct 2022 16:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/aids.webp" type="image/jpeg" length="53340"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzayan öksürüğü olanlar dikkat! Birçok hastalığın habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/uzayan-oksurugu-olanlar-dikkat-bircok-hastaligin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/uzayan-oksurugu-olanlar-dikkat-bircok-hastaligin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzun sürdüğü zaman insan vücudunu rahatsız eden ve hatta uykuları dahi kaçıran öksürüğün pek çok nedeni olabiliyor. Çoğumuz öksürüğü önemsiz bir rahatsızlık gibi görsek de öksürük uzadığı zaman ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, öksürüğün yol açabileceği tehlikeleri açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, öksürüğün birçok hastalığın habercisi olduğunu belirterek, “Yani öksürük bir alarmdır. Aslında bize bir yerlerde sorun olduğunu gösteriyor. Bu sorunu yakalamamız lazım, araştırılması lazım, öksürüğün sebebini bulmamız lazım" dedi.</p>

<p>Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, öksürük şikayetleri ile ilgili açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Öksürüğün basit bir üst solunum yolu enfeksiyonuna bağlı olabileceği gibi, akciğer kanserinin ilk belirtisi de olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Özlü şunları söyledi;<br />
<br />
"Kış mevsimi geliyor. Kışın en çok rahatsızlandığımız şikayetlerden bir tanesi de öksürük. Öksürük özellikle solunum yolu enfeksiyonlarında sıklıkla gördüğümüz bir semptom. Kısa sürede ortaya çıkıp birkaç gün, birkaç hafta devam edip geçebiliyor.</p>

<p><strong>'3 HAFTAYI GEÇİYORSA DİKKAT'</strong></p>

<p>Genelde akut öksürük dediğimiz bu üç haftayı geçmeyen öksürükler çok anlamlı değil. Yani çok fazla telaş etmeye, panik yapmaya gerek yok. Daha çok grip, soğuk algınlığı, farenjit, sinüzit gibi solunumsal enfeksiyonlarla ilişkili olarak ortaya çıkabilir. Ama uzadığı zaman sorun. Yani bu 3 haftayı geçtiğinde hele hele 8 haftayı geçen kronik öksürük dediğimiz bir duruma evrildiğinde mutlaka bunu araştırmak gerekiyor.</p>

<p>Genelde insanlar öksürük olduğunda kendi başlarına bal ya da birtakım otları kaynatarak öksürüğü giderici bir tedavi uyguluyorlar. Veya bir öksürük şurubu ya da öksürüğü kesici hapları kullanmak istiyorlar. Bu tür taleplerle gelebiliyorlar.</p>

<p>Aslında biz hekimler öksürüğü çok doğrudan tedavi etmeyi sevmeyiz. Çünkü öksürük bir hastalık değil, çoğu zaman bir hastalığın belirtisidir”</p>

<p><strong>'UZAYAN ÖKSÜRÜĞÜN SEBEBİ BULUNMALI’</strong><br />
<br />
Öksürüğü tedavi etmekten ziyade öksürüğe neden olan hastalığı bulup onu tedavi etmek gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Özlü, şöyle devam etti:<br />
<br />
“Eğer sebebini bilmiyorsak böyle öksürüğü baskılayıcı ilaçları çok kullanmayız. Çünkü o zaman hastalığın teşhisi gecikir, sorunlar büyüyebilir. Normalde bir kişinin öksürmemesi lazım. Öksürük olmaması lazım. Eğer öksürüyorsa ve uzayan bir öksürük söz konusu ise mutlaka bunun sebebini bulmamız lazım."</p>

<p><strong>'BİRÇOK HASTALIĞA NEDEN OLABİLİYOR'</strong></p>

<p>Pek çok hastalık var böyle uzayan öksürüğe neden olan. KOAH, astım, sinüzitler ya da reflü gibi hastalıklar öksürüğe neden olabiliyor. Ama öbür taraftan bronşektazi gibi interstisyel akciğer hastalıkları gibi, akciğer kanserleri gibi farklı hastalıklar da var.</p>

<p>O nedenle öksürüğü maskelemek, öksürüğü kesici ilaçlar vererek semptomu ortadan kaldırmak aslında hasta için bir alarmı susturmak gibidir. Bir alarm varsa alarmın sebebini bulmanız lazım. Yoksa alarm düğmesini kapattığınız zaman sesi kesmiş olursunuz ama tehlike ortadan kalkmaz. Yani öksürük bir alarmdır. Aslında bize bir yerlerde sorun olduğunu gösteriyor. Bu sorunu yakalamamız lazım, araştırılması lazım, öksürüğün sebebini bulmamız lazım.</p>

<p>Sebebini bulduktan sonra hem o hastalığı tedavi edebiliriz hem de o zaman eğer gerekliyse çok rahatsız edici ise öksürüğü baskılayıcı, ortadan kaldırıcı ilaçlar da verilebilir. Ama nedenini ortaya koymadan böyle doğrudan öksürük kesici ilaçları öksürük şurupları kullanmayı tavsiye etmiyoruz”</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hastalıklar</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/uzayan-oksurugu-olanlar-dikkat-bircok-hastaligin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Oct 2022 16:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/oksuruk.webp" type="image/jpeg" length="33074"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göz rahatsızlıkları 5 ciddi hastalığın habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/goz-rahatsizliklari-5-ciddi-hastaligin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/goz-rahatsizliklari-5-ciddi-hastaligin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gözler, ruhun aynasıdır derler. Peki gözlerinizin farkında olmadığınız birçok hastalığın habercisi olduğunu biliyor muydunuz?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Eğer gözlerinizde yanma, kızarıklık veya sararma gibi problemlerle karşılaşırsınız, sorunun gözlerinizden kaynaklandığını düşünebilirsiniz. Ancak uzmanlar, bazı hastalıkların ilk sinyallerini gözlerde tespit edebileceğinizi savunuyor.</p>

<p>Doktor Rachel Ward, gözlerinizde ortaya çıkan bazı belirtilerin 5 ciddi rahatsızlığın habercisi olabileceğini söylüyor:</p>

<h3>Beyaz ya da sarı şişkinlik</h3>

<p>Eğer göz kapaklarınızda veya burun çevrenizde beyaz veya sarı şişkinlikler varsa yüksek kolesterolünüz olabilir. Eğer bu tür belirtiler taşıyorsanız kolesterolünüzü kontrol etmeyi isteyebilirsiniz.</p>

<h3>Sarı gözler</h3>

<p>Eğer gözlerinin beyaz kısmı sarılaşıyorsa kanınızda yüksek oranda bilirubin olabilir. Sarılık hastalığının belirtisi olabilen sarı gözler, aynı zamanda ciğer enfeksiyonu, safrakesesi taşı veya kanser habercisi de olabilir.</p>

<h3>Açık renkteki göz damarları</h3>

<p>Göz kapağınızı altını aşağı çektiğinizde kırmızı ya da pembe bir damar görüntüsüyle karşılaşmalısınız. Eğer kan değerleriniz düşükse anemi rahatsızlığı yaşıyor olabilirsiniz. Erkeklere kıyasla kadınlarda daha çok görülen kansızlık, demir eksikliğinden kaynaklanıyor.</p>

<h3>Görüş bozukluğu</h3>

<p>Eğer görüş açınızda bazı noktaların eksik olduğunu görüyorsanız, felç riski taşıyor olabilirsiniz. Beyninizde görüşle ilgili olan kısım, felç olduğunuz esnada etkilenecektir.</p>

<h3>Pörtlek göz</h3>

<p>Gözlerin dışarı fırlamış gibi görünmesi fazla çalışan tiroidin habercisi olabilir. Aşırı faaliyet gösteren tiroid bezlerine sahip her 3 insandan biri 1’i göz problemleri yaşıyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hastalıklar</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/goz-rahatsizliklari-5-ciddi-hastaligin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Oct 2022 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/gozlerr.webp" type="image/jpeg" length="31085"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SMA taraması nedir? (SMA tarama testi zorunlu mu?)]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/sma-taramasi-nedir-sma-tarama-testi-zorunlu-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/sma-taramasi-nedir-sma-tarama-testi-zorunlu-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca evlilik öncesi SMA taramalarının zorunlu hale getirileceğini duyurdu. Bu açıklamanın ardından "SMA taraması nedir, ne işe yarar?" gibi sorular gündeme geldi. İşte SMA taraması ile ilgili ayrıntılar...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, <strong>SMA&nbsp;(Spinal Müsküler Atrofi)</strong> hastalığı ve taraması ile ilgili&nbsp; açıklama yaptı.</p>

<p>Bakan Koca, SMA taramaları hakkında, "Yıl bitmeden evlilik öncesi zorunlu tarama kapsamına bütün Türkiye’de başlayacağız" dedi.</p>

<p>Koca açıklamasında, "Yeni doğan bebeklerimiz için topuktan kan alınır. Yine aynı çerçevede yeni doğan bebeklerimizi bu anlamda topuktan kan alınarak SMA taramasını yapıyor olacağız.</p>

<p>Bu tedaviyi belirliyor olacak. Erken dönemde sonuç alabilirlik o kadar fazla olacak her doğan bebeğe bu taramayı başlatıyoruz." ifadelerine de yer verdi.</p>

<p><strong>SMA TARAMASI NEDİR?</strong><br />
<br />
SMA (Spinal Müsküler Atrofi) genetik geçişli bir hastalık. Tarama programıyla ise taşıyıcı çiftlerin, evlilik öncesinde belirlenmesi amaçlanıyor.</p>

<p>Böylece, ailelere bebeğin hasta doğabileceği anlatılarak doğum öncesinde tedbir alınması sağlanabiliyor.</p>

<p><strong>SMA NEDİR?</strong><br />
<br />
SMA, hareket sinir hücrelerinden (motor nöronlardan) kaynaklı nöro-müsküler bir hastalık. 3 evrede görülen SMA hastalığının en tehlikelisi SMA Tip 1 denilen evre. SMA Tip 1 hastalığının belirtileri çocukluk yaşlarından itibaren gözle görülebiliyor.</p>

<p>Bu belirtiler içerisinde yutkunma ve solunum zorluğu, desteksiz oturamama gibi sorunlar görülüyor. Ayrıca akraba evlilikleri ile ileri kuşaklarda hastalık oluşabilme riski de artabiliyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hastalıklar</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/sma-taramasi-nedir-sma-tarama-testi-zorunlu-mu</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Oct 2022 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/baby.jpg" type="image/jpeg" length="21931"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aloe Vera nedir, Faydaları nelerdir?]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/aloe-vera-nedir-faydalari-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/aloe-vera-nedir-faydalari-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğal nemlendirici özelliği ile kozmetik ürünlerinin vazgeçilmezi olan Aloe Vera bitkisine nasıl bakılır? Aloe Vera bitkisinin ne gibi faydaları vardır? İşte Aloe Vera bitkisiyle ilgili merak edilenler...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Koparıldıktan sonra bir hafta saklanabilen bitkinin yapraklarındaki jel, istenilen bölgeye sürülerek “nemlendirici” olarak kullanılabiliyor. &nbsp;Aloe vera jeli ayrıca, yara, kesik ve yanıklarda da etkili oluyor. &nbsp;İşte Aloe Vera ile ilgili bilinmesi gerekenler...</p>

<p>ALOE VERA NEDİR? &nbsp;</p>

<p>Anavatanı Afrika olan aloe vera, “ölümsüzlük bitkisi” ve “ilaç bitkisi” isimleriyle de tanınıyor. M.Ö 1500 yıllarında Eski Mısır’da yanık tedavisinin yanı sıra, enfeksiyon ve parazit tedavisinde de kullanılan bitkinin, ünlü Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın güzellik sırlarından biri olduğu, cildini taze tutmak için aloe vera ile masaj yaptırdığı biliniyor. Ayrıca, Afrikalı avcıların terlemeyi ve vücut kokusunu gidermek için aloe verayı ciltlerine sürdüğü belirtiliyor. Aloe Vera nedir, Faydaları nelerdir? Aloe Vera (tıbbi sarısabır) bitkisine nasıl bakılır? - 3 &nbsp;Bitkinin yüzde 96’sı sudan oluşan yapraklarında ayrıca temel yağlar, amino asitler, mineraller, vitaminler, enzimler, glikoproteinler (glicoproteins), rezin ve antrasen veya antrakinon türevleri yer alıyor. Sindirim sistemi, epitel doku, solunum yolları ve bağışıklık sistemi üzerinde düzenli kullanım ile mucizeler yaratan bitkinin yapısında aspirinin ana maddesi olan salisilik asid de bulunuyor.</p>

<p>Yapılan araştırmalar aloe veranın cildi nemlendirdiğini, güneş yanığı ve cilt kızarıklıklarına iyi geldiğini, cildin esnekliğini ve tazeliğini korumaya, akne ve ekzemayı kontrol altına almaya da yardımcı olduğunu gösteriyor. Aloe vera ayrıca, böcek veya sinek ısırıklarından veya alerjiden kaynaklanan kaşıntıya da iyi geliyor.</p>

<p>ALOE VERA BİTKİSİNE NASIL BAKILIR? &nbsp;</p>

<p>Aloe Vera bitkisinin iç mekanda fazla güneş almayan ve sıcaklığın 18 derecenin altına düşmediği bir ortamda bakılması gerekiyor. &nbsp;Aloe Vera bitkisi, zeolit ve perlitli bir toprakta kolaylıkla yetiştirilebiliyor. 5-6 günde bir sulamak yeterli.</p>

<p>ALOE VERA NE İŞE YARAR? &nbsp;</p>

<p>200'e yakın ilaçta kullanılan Aloe Vera bitkisi nemlendirici etkisinin yanı sıra sivilce, uçuk tedavisi, yanık ve nikotin lekelerinin giderilmesinde etkili.</p>

<p>ALOE VERA JELİNİN FAYDALARI NELERDİR? &nbsp;</p>

<p>Aloe vera jeli: &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yanıkların iyileşmesini hızlandırır. &nbsp; &nbsp; Cilt hastalıklarında destek tedavi olarak kullanılabilir. &nbsp; &nbsp; Kırışıklıkları önleyebilir. &nbsp; &nbsp; Kanser yaralarını tedavi etmeye yardımcı olur. &nbsp; &nbsp; Saçları besler ve parlatır. &nbsp;</p>

<p>ALOE VERA NASIL KULLANILIR? &nbsp;</p>

<p>Aloe vera jelini yüzünüz, boynunuz ve vücudunuz için kullanabilirsiniz. Bu jel, cildinizin derinliklerine nüfuz ederek pH dengesini düzenler. Kadınlarda özellikle hamilelik sonrası ve hızlı kilo alıp verme nedeniyle oluşan çatlak vb. cilt sorunları için kullanabilir. Yaprağını ortadan keserek jelini çıkarıp kullanabilirsiniz.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/aloe-vera-nedir-faydalari-nelerdir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Oct 2022 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/aloe-vera-yuze-faydalari-nelerdir-aloe-vera-ile-cilt-bakimi-nasil-yapilir-1660547097-5013.webp" type="image/jpeg" length="79541"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hamilelikte Gizli Tehlike: Toksoplazma]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/hamilelikte-gizli-tehlike-toksoplazma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/hamilelikte-gizli-tehlike-toksoplazma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günlük yaşamda sıradan bir enfeksiyon hastalığı olan ve çoğu zaman bulgu bile vermeden geçirilen “toksoplazma” enfeksiyonu hamilelikte çok tehlikeli sonuçlara yol açabiliyor!]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Her anne adayının toksoplazma enfeksiyonuna karşıdikkatli ve bilinçli olması gerektiği uyarısında bulunan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Cüneyt Genç, “Toksoplazma tek hücreli bir canlıdır ve kedigiller bu parazitin doğal rezervuarıdır. Enfekte kedilerin dışkısında bol miktarda ookist denilen enfeksiyon etkeni bulunur. Genç veya yavru kediler daha çok ookist atarlar. Ookistler kedi tarafından dışkıladıktan 24 saat sonra enfeksiyon oluşturma özelliği kazanırlar. Oosit içeren dışkı bahçe toprağında, kedi kumunda, parklardaki kum havuzlarında, sebzeler üzerinde bulunabilir ve bulaşabilir. Çiğ et ürünleri de bu kistleri barındırabilir. Etlerin iyi pişmeden ya da çiğ olarak tüketilmesi de enfeksiyonu bulaştırabilir. İnsandan insana bulaşmaz. Gebeler kendilerinin ve bebeklerinin sağlığı için toksoplazma enfeksiyonuna karşı bilinçli ve dikkatli olmak zorunda” dedi.</p>

<h3>Parazitler Bebeğe Geçebilir!</h3>

<p>Toksoplazma enfeksiyonunun gebelik sırasında alınmasının tehlikeli sonuçlara yol açtığına dikkat çeken Dr. Cüneyt Genç şunları söyledi:<br />
“Sağlığa normalden çok daha fazla dikkat edilmesi gereken bir süreç olan gebelikte toksoplazma paraziti alınması durumunda, bu parazitler kandaki dolaşım sırasında plesentaya ve daha sonra da bebeğe geçerek konjenital toksoplazma enfeksiyonuna neden olur. Gebeliğin geç dönemlerinde enfeksiyon bebeğe daha kolay geçer ve daha az sorun ortaya çıkarır. ABD’de her yıl ortalama 4 bin konjenital toksoplasma vakası görülüyor. Bu enfeksiyon bebeklerde görme zayıflığı, körlük, havale, mental ve motor gelişmede gerilik gibi problemlere neden olabiliyor. Enfeksiyonun bebeğin anne karnında kaybına veya düşüğe yol açtığı da biliniyor. Bu açıdan enfeksiyon konusunda bilinçli olmak çok önemli.”</p>

<h3>Parazit Organlarda Yıllarca Yaşayabilir</h3>

<p>Normal bireylerde bağışıklık sisteminin güçlü olması durumunda bağırsak sisteminden kana karışan bu parazitlerin sadece biraz kas ağrısı, kırgınlık ve lenf bezlerinde şişliğe sebep olduğunu kaydeden Dr. Genç, “Normal zamanlarda bu enfeksiyon hiçbir bulgu vermeden de geçirilebilir. Parazitler 2-3 hafta kanda dolaştıktan sonra kaslarınız ve çeşitli organlarda yıllarca kalabilirler. Bu durum bağışıklık sisteminiz iyi olduğu sürece bir soruna yol açmazlar” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<h3>Basit Tedbirlerle Korunabilirsiniz</h3>

<p>Anne adaylarının hem kendilerini hem de bebeklerini alacakları bazı basit tedbirlerle toksoplazma enfeksiyonundan koruyabileceklerini belirten Dr. Cüneyt Genç, kedi besleyen ya da kedi beslenen ortamlarda bulunan hamilelere ise şu önerilerde bulundu:</p>

<p>“Hayvanlar ve özellikle kediler evdeki en güzel dostlarımız. Ancak anne adaylarımızın bu konuda kendileri ve bebeklerinin sağlığı için daha bilinçli ve dikkatli olması, bazı tedbirleri alması gerekiyor. Her kedi toksoplazma riski taşımaz. Yavru ve genç kedilerde bu risk daha fazladır. Bu dönemde, sokakta gördüğünüz, tanımadığınız kedilere daha mesafeli davranmanız, kendi kedinizin dışarı çıkmasına izin vermemeniz, hep hazır kuru mamalar verilmesi, asla çiğ et ürünü yedirilmemesi, mutfak tezgahında ya da yemek masasında dolaşmasına izin verilmemesi önemli. Kedinizin kumunu her gün değiştirilmelisiniz. Çünkü kedi dışkısındaki ‘ookist’ ilk 24 saat enfeksiyon yapmadığı için kum ne kadar sık değiştirilirse enfeksiyon kaynağını azaltılması desteklenir. Mümkün ise kedinizin kumunu bir başkasının değiştirmesini öneririm. Eğer anne adayı olarak başka alternatifiz yoksa değiştirme işleminde eldiven giymeli, kumun havaya karışan tozlarında da parazit bulunabilmesi nedeniyle de maske takmalısınız.</p>

<p>Kedilerinizi sevdikten ya da kumunu değiştirdikten sonra ellerinizi ağzınıza burnunuza götürmemelisiniz. Hemen ellerinizi sıcak su ve sabunla iyice yıkamalısınız. Kedi tüylerindeki risk için de kedinin temizliğine dikkat etsinler.”</p>

<h3>Günlük Yaşamda Nelere Dikkat Etmeli?</h3>

<p>Dr. Genç, hamilelerin enfeksiyondan korunmak için günlük yaşamda başka tedbirleri de almasının önemine dikkat çekerek diğer tavsiyelerini de şöyle sıraladı:</p>

<blockquote>
<p>“Toksoplazma en çok pişmemiş ya da iyi pişmemiş etlerden de bulaşabilir. Bu nedenle et ürünleri çok iyi pişirilmeli, kalın et parçalarının içi çiğ kalmamalı. Etli çiğ köfte, çiğ salam, pastırma tüketilmemeli. Elinde açık yarası olan hamileler çiğ ete temas etmemeli, eğer dokunması gerekiyorsa mutlaka eldiven kullanmalılar. Bazı pastörize olmamış süt ürünlerinden de bu enfeksiyon alınabilir. O nedenle gebelik sırasında mutlaka pastörize süt ürünleri kullanılmalı. İyi yıkanmamış sebzeler, özellikle salata malzemeleri toksoplazma barındırabilir. Yeşillikler çok iyi yıkanmalı ve sirkeli suda bekletilmeli. Sinekler paraziti taşıyabildikleri için camlara sineklik takılmalı ve evde açık yemek bırakılmamalı. Bahçe toprağı ve çiçeklerden de parazit alınabiliyor. Bahçe ve çiçeklerle uğraşanlar işleri bitince ellerini mutlaka sıcak su ve sabun ile yıkasınlar. Oyun parklarında da kum havuzları kediler için uygun bir dışkılama yeri oluyor. Buralara da dikkat edilmeli.”</p>
</blockquote>

<h3>Enfeksiyonunun Fark Edilmesi Zaman Alıyor</h3>

<p>Ciddi belirtiler ile kendini göstermeyen toksoplazma enfeksiyonunun fark edilmesinin zaman aldığını vurgulayan Dr. Cüneyt Genç, “Hastalığa karşı en iyi korunma yöntemi hastalığı tanımak ve bulaşma yollarını en aza indirmek” diyerek şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Hastalık ciddi bir bulgu vermediği için hamile bir kadının toksoplazma aldığını anlaması çok zordur. Hastalığın yeni geçirildiğini gösteren kan antikor testleri vardır ancak bu testler bazen hastalık geçtikten uzun yıllar sonra bile pozitif kalarak hasta ve hekimin yanlış kararlar almasına neden olabilir. Bu testlerin rutin bakılması o ülkedeki görülme sıklığı ile ilgilidir. Örneğin Fransa ve Belçika gibi hastalığın sık görüldüğü ülkelerde rutin tarama önerilirken, ABD ve İngiltere gibi nadir görülen ülkelerde rutin tarama tavsiye edilmemektedir. Hamile bir kadın toksoplazma aldığında mutlaka bebeğe de hastalık bulaşacak diye bir kural yok.</p>

<p>Bebek hastalığı alsa bile özellikle gebeliğin son 3 ayındaysa büyük ihtimalle hiçbir sorun olmaz. Bir diğer sorun da hastalığı anne karnında alan bebekte doğum sonrası çoğu zaman bulgu olmaması. Hastalığın hasarları yıllar sonra çıkabilir. Hastalığın alındığı kesin ise özgün ilaçlar kullanılarak bebeğe bulaşması azaltılabilir. Ancak bu konuda sonuçlar da maalesef çok net değil. Bazen ilaç tedavisine rağmen bebekte sıkıntı çıkabilir. Bu nedenle, bilinçli olmak, bulaşma yollarına karşı dikkatli olmak riski azaltmanın&nbsp; en iyi yöntemi.”</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Anne &amp; Çocuk</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/hamilelikte-gizli-tehlike-toksoplazma</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Oct 2022 17:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/hamilelikte-karsilasilan-vucut-degisikliklerinin-hangileri-gecici-20200604101704.jpg" type="image/jpeg" length="98802"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gebelikte ağrı kesici kullanılır mı?]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/gebelikte-agri-kesici-kullanilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/gebelikte-agri-kesici-kullanilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gebelik, bilindiği gibi hem anne sağlığı hem de bebek sağlığı için özel koşulları barından ve bazı özellikleri itibariyle hassas davranılması gereken dönemlerdendir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hamilelik; beslenme ve alışkanlıklar açısından dikkat edilmesi gereken bir dönem olduğu gibi, ilaç kullanımı açısından da dikkat edilmesi gereken hassas bir dönemdir. Bu bağlamda en sık merak konulardan biri de gebelikte ağrı kesici ilaç kullanımı durumudur. Gebelikte kullanılabilecek veya gebelikte kullanılamayacak ağrı kesici ilaçlardan bahsedilecektir.</p>

<h2>Genel Anlamda Ağrı Kesiciler</h2>

<p>Ağrı kesiciler; NSAİİ, narkotik ve parasetamol (Parol*) türevi olarak kabaca özetlenebilir. İlaçlar genel olarak allerji, kan değerlerine bozulma, mide ve barsak hastalıkları, bulantı ve anaflaksi de başta olmak üzere çeşitli yan etkilere sahip olabilmektedir. Parasetamol etken maddeli olmayan ağrı kesici ilaçlar genel kaide olarak gebelikte önerilmemektedir. Fakat doktor önerisi ile ve doktor kontrolü ile istisnai durumlar söz konusu olabilir. Herhangi bir ilaç konusunda şüpheniz varsa mutlaka doktorunuza danışmalısınız.</p>

<h2>Gebelikte Ağrı Kesici Olarak Parasetamol (Parol) Kullanımı Güvenli mi?</h2>

<p>Diğer ağrı kesici ilaçlarla kıyaslandığında, sadece parasetamol etken maddeli ilaçlar(*) lüzum halinde gebelikte kullanılabilir. Diğer türevdeki narkotik veya NSAİİ grubu günlük hayatta sık kullanılan ilaçların gebelikte kullanımı uygun değildir ve teratojenik etkileri söz konusu olabilir. Eğer anne belirgin ağrı hissediyorsa (örneğin kas ve eklem ağrıları, diş ağrıları, bel ağrıları vs.) kullanılabilecek en güvenilir etken madde parasetamoldür. Parasetamol, <strong>gebelik kategorisi B</strong> olup gebelerde güvenle kullanılabilir. Gebelik kategorisi B olan ilaçların, insanlarda yapılan çalışmalarda fetüse bir zararının olmadığı gösterilmiştir. Genel kural olarak gebelikte en doğru olanı, özellikle 1. ve 2. trimester döneminde, herhangi bir ilaç kullanmamaktadır. Fakat anne için ağrılar dayanılmaz ise parasetamol etken maddeli ilaç kullanımı en doğrusu olacaktır. Bu ilaçları kullanabilmenin şartı bilinen allerjik reaksiyon veya karaciğer hastalığı bulunmamasıdır. Diğer taraftan bu tür ilaçların kullanımı, yan etkilerine yönelik yaklaşım ve gebelik etkilerine doktorunuz karar verecektir.</p>

<h2>Gebelikte Ağrı Kesici İlaç Kullanırken Neye Dikkat Etmek Gerekir?</h2>

<p>Gebelikte ağrısı kesici ilaçlar başta olmak üzere ilaç kullanırken dikkat edilmesi gerekilen en önemli unsurlar şu şekilde sıralanabilir:</p>

<ul>
 <li>İlacın etken maddesi</li>
 <li>İlaca yönelik allerjinizin olup olmadığı</li>
 <li>İlaç yan etkileri</li>
 <li>İlaç etkileşimi</li>
</ul>

<p>Gebelikte kullanmak istediğiniz ilacın ana etken maddesi harici, ilaç içerisinde başka etken maddeler de olabileceği düşünülerek prospektus bilgisi dikkatle incelenmelidir. Diğer etken maddeler teratojenik olup olmadığı önem arz eder ve fetüs için sakıncalı olabilir. Bu tür ilaçlar kullanılmadan önce mutlaka doktora başvurulmalıdır.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Anne &amp; Çocuk</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/gebelikte-agri-kesici-kullanilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Oct 2022 17:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/30-hafta-gebelik.jpg" type="image/jpeg" length="56731"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mevsime Uygun Beslenmek Nasıl Olur?]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/mevsime-uygun-beslenmek-nasil-olur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/mevsime-uygun-beslenmek-nasil-olur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mevsime uygun beslenmek, sebze ve meyvelerin mevsiminde yenmesi besinsel içeriği zengin, tarım ilacı ve hormonlardan uzak beslenmenin sağlığa katacağı olumlu etkiler dışında çok daha leziz yemekler hazırlanmasına da fayda sağlar.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>klimlerin yetişen mahsullerin tadı ve besinsel içeriği üzerinde etkileri vardır. Doğal çeşni sağlayan mevsimlerin sebze ve meyvelerin büyüklüğünden, tadına ve besleyiciliğine kadar etkileyeceği pek çok faktör vardır. İlkbahardan yaza, sonbahardan kışa değişen mahsullerin farkı kadar toprağın kendini yenileme becerisi de ekolojik sistemin doğal işleyişidir. Ancak maalesef gıda işleme teknikleri ve doğal tarım kaynaklarının değişmesi ekolojik tarımı, hangi sebzenin hangi sezona ait olduğunu bile unutturdu. Artık her daim her sebze meyveyi raflarda görebiliyor, bir yandan da kokusuz, tatsız yapay ürünlere kızıyoruz. Yeni nesil hangi sezonda hangi meyve sebzenin olduğunun bile farkında değil, her sezonda ne isterlerse bulunabileceğini düşünüyorlar.</p>

<p>Mevsime uygun beslenmek için 1997 yılında Londra’da Ministry of Agriculture tarafından yapılan bir çalışmada yaz ve kış aylarına ait sütlerin besinsel içeriği karşılaştırılmıştır. Buna göre, ineklerin beslenme farkına göre&nbsp; kışın iyot, yazın ise beta karoten fazla bulunmuştur. Yine farklı bir çalışmada Japon araştırmacılar yaz ve kış aylarında yetişen ıspanaktaki C vitamini içeriğini farklı gözlemlemiştir.</p>

<h4><strong>İşte Mevsiminde Beslenmek İçin Öneriler</strong></h4>

<ul>
 <li>Bahar aylarında daha çok yapraklı, nazik sebzelere odaklanın. Bunun için İsviçre pazısı, roman marulu, ıspanak, maydanoz ve fesleğen ideal örneklerdir.</li>
 <li>Yazın hafif, serinletici mahsullere mönülerinizde yer verin. Çilek, elma, armut, kırmızı erik, yaz kabağı, mısır, nane en yaygınlarıdır.</li>
 <li>Sonbaharda havuç, tatlı patates, soğan, sarımsak, zencefil, cin biber, hardal yaprağı gibi daha çok ısıtıcı özellikle besinler girer mutfaklara.</li>
 <li>Kışın, daha uzun sürede yetişen sebzeler çıkar bu da vücudu ısıtacak besin anlamına gelir. Patates, havuç, soğan ve sarımsak gibi kök sebzeler bu gruba girer. Öte yandan yumurta, yağlı</li>
 <li>tohumlar, et, balık da asla unutulmamalıdır.</li>
</ul>

<p></p>

<p><img alt="" height="587" loading="lazy" sizes="(max-width: 944px) 100vw, 944px" src="https://www.ailem.com/dosyalar/2022/05/Aylara-Gore-Sebze-Meyve.png" srcset="https://www.ailem.com/dosyalar/2022/05/Aylara-Gore-Sebze-Meyve.png 944w, https://www.ailem.com/dosyalar/2022/05/Aylara-Gore-Sebze-Meyve-500x311.png 500w, https://www.ailem.com/dosyalar/2022/05/Aylara-Gore-Sebze-Meyve-768x478.png 768w" width="944" /></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Beslenme</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/mevsime-uygun-beslenmek-nasil-olur</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Oct 2022 17:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/saglikli-beslenme.jpg" type="image/jpeg" length="65996"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Güzel görünme çabası bir hastalık mı?]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/guzel-gorunme-cabasi-bir-hastalik-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/guzel-gorunme-cabasi-bir-hastalik-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güzel görünme çabası aslında nedir? Günümüz toplumlarında, güzel olmak ne doğa vergisi ne de ahlaki bir nitelik olarak algılanıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ruhlara olduğu gibi yüzlere ve bedenlere de özen göstermek temel bir zorunluluk gibi görülüyor.</p>

<p>Bir ilişki kurarken; bu duygusal bir yakınlaşma da olabilir, iş ilişkisi ya da herhangi bir sosyal ilişki de. İnsanlar öncelikle birbirlerine yakın buldukları kişileri seçiyor. Peki, dış görünüşe verdiğimiz önem aslında psikolojik bazı problemlerimizin bir dışa vurumu mu?</p>

<p>Uzman Psikolog Elif Kandaz dış görünüşe adanış, hayatımızın akışında işlevselliğimizi etkilemeye başlıyorsa bir problem var diyerek güzel görünme psikolojisini deşifre ediyor.</p>

<h3>İlk Görüşte “Hale Etkisi” Oluşuyor</h3>

<p>İlişkilerin başlaması, insanların birbirlerine yakınlık duymasının başlangıcının göz teması olması da dış görünüşün önemini arttıran en önemli faktörlerden. “Hale Etkisi” olarak da adlandırılan bu durum, bir kişinin olumlu ya da olumsuz özellikleri, ona dair bir önyargının oluşmasına ve diğer bütün özelliklerinin de aynı çerçevede değerlendirilmesine yol açar. Buna göre; görünüşü hoş olan kişilerin düşüncelerinin de hoş olduğu yani iyi insanlar olduklarına dair düşünülmesi söz konusu. Fiziksel görünüşü iyi olanların, hayatın diğer alanlarında da çoğunlukla başarılı olduklarına dair bir inanç eğilimi mevcut.<br />
Yapılan birçok araştırma, insanların gördüklerinin etkisinde kalmasının insanın biyolojik yapısıyla da ilişkili olduğunu destekliyor. California Üniversitesi’nin yapmış olduğu bir araştırmada, insanların kararlarında görme duyusunun ağırlığının yüzde 85 olduğunu kanıtlanmış. İlk izlenimlerin kişilerin birbirlerinin zihnindeki görüntüsü, yani imajı olduğu söyleniyor. İnsanlar yan yana değilken, birbirleri hakkındaki kararlarını, zihinlerindeki imajları üzerinden veriyor. Kısaca; imajlarımız bizim kimliğimiz anlamına geliyor.</p>

<h3>Dış Görünüş Ne Zaman Sorun?</h3>

<p>Dış görünüşe adanış hayatımızın akışında işlevselliğimizi etkilemeye başlarsa, orada bir sorun var demektir. İlk izlenimler, kişilerin birbirlerinin zihnindeki görüntüsü, yani imajıdır. İnsanlar yan yana değilken, birbirleri hakkındaki kararlarını, zihinlerindeki imajları üzerinden verirler. Kısaca; imajlarımız bizim kimliğimiz anlamına gelir. Eğer bu dış görünüşe adanış hayatımızın akışında işlevselliğimizi etkilemeye başlarsa, orada bir sorun var demektir. Çeşitli psikiyatrik, psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalmamak mümkün olmayabilir.</p>

<h3>Zayıf Görünme Çabası Hastalıklara Neden Oluyor!</h3>

<p>Dış görünüşle yoğun ilgi zaman zaman; anoreksiya ve blumia nervoza yeme bozukluğu gibi hastalıklara neden oluyor. Her iki durum da ince görünme çabasını içeren bozukluklar söz konusu…<br />
Kilo almaktan çok korkan, sık sık tartılan ve sıkı diyetler yaparak kilo vermeye çalışan anoreksiya hastalığı kadınlarda sık görülüyor. Ancak son dönemlerde erkekler arasında da yaygınlaşıyor. Blumia nevroza hastalığı, dönemsel, kontrol edilemeyen, kompulsif ve kısa sürede fazla miktarda yemek yeme, ardından kendisini uyararak kusma, laksatif ya da diüretik bullanımı, aç kalma ya da kilo almamak için aşırı egzersiz yapmak olarak özetleniyor. Bazen de var olan kişilik özellikleri dış görünüşe aşırı özenli davranılmasına sebebiyet verebiliyor.</p>

<h3>Güzel Görünme Çabası Kişilik Bozukluğuna da Neden Olabiliyor!</h3>

<p>Histiryonik kişiler tamamen dikkati üzerlerinde toplayacak biçimde dekolte giymeyi, ağır makyaj yapmayı tercih ediyor. Histiryonik kişilik özellikleri eğer ki kişinin işlevselliğini iyicene bozuyorsa o zaman bir kişilik bozukluğu söz konusu oluyor. Histriyonik kişilik bozukluğunun temel özelliği hemen her alanda aşırı duygusallık ve ilgilenilme arayışı içinde olmaları.</p>

<p>İlgiyi üzerine çekmek için sürekli olarak fiziksel görünümlerini kullanırlar. Renkli, dikkati çeken, dekoltesi ya da yırtmacı çok açık kıyafetler giyerler. Her zaman bakımlı olmaya özen gösterir, saçları hep yapılmış dolaşırlar. Büyük parlak aksesuarlar takar, renkli dikkat çeken makyajlar yaparlar.</p>

<p>Günün önemli bir bölümünü fiziksel görünümleri ve bakımları ile ilgili olarak geçirirler.</p>

<p>Duygu durum bozukluklarından Bipolar bozukluk yani çökkün ve taşkın (coşkulu) ruh hallerinin belirli dönemlerde ortaya çıkmasıyla seyreden hastalık türünde de, özellikle, manik yani coşkulu ruh halinin baskın olduğu dönemde dış görünüşle ilgi artar.</p>

<p>Kadınlarda ağır makyajlar son derece karşı cinsi kışkırtıcı kıyafetler tercih edilmeye başlanır. Normal şartlarda son derece giyiminin kapalı olmasına önem veren bir kişi dahi bu hastalık döneminde bu özelliğini yok sayarak tamamen dikkat çekici olmaya eğilimlidir.</p>

<h3>Peki Erkekler?</h3>

<p>Erkekler de de durum çok farklı değildir. Her zaman ki tarzlarından daha farklı daha orijinal herkesin giymeye cesaret edemeyeceği tarzda giyinmeyi tercih ederler. Manik dönem bittiğindeyse birçok eski özellikleri geri döner.</p>

<p>Bütün abartılı giyinenlere psikiyatrik bir durumu var denemez. İnsan dinamik bir varlık, sürekli değişikliklerin olduğu bir hayatta yaşıyoruz. Gelişen bir hayatta, iş görüşmesine gitmek, âşık olmak gibi durumlarda da öz bakımda artış görülebilir.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Erkek, Kadın</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/guzel-gorunme-cabasi-bir-hastalik-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Oct 2022 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/makyaj-guzellik-2-1024x683.jpg" type="image/jpeg" length="42868"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bahar alerjisi belirtileri nelerdir?]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/bahar-alerjisi-belirtileri-nelerdir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/bahar-alerjisi-belirtileri-nelerdir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahar alerjisi nedir? Bahar alerjisi belirtileri nedir, neden olur? Cemrelerin düşmesi havaların ısınması ve baharın yaklaşmasıyla birlikte bu soruların cevabı merak edilip araştırılıyor. Peki, bahar alerjisi nedir? Bahar alerjisi belirtileri nelerdir? İşte merak edilip araştırılan detaylar...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>1 Mart'la birlikte ilk bahar resmen başlayacak. Ancak baharın belirtileri cemreler düşüp havaların ısınmasıyla birlikte doğa da canlanmaya başladı. Bahar ayları ve polenler nedeniyle birçok kişi bahar aylarında bahar alerjisinden mustarip oluyor. Peki, bahar alerjisi nedir? Bahar alerjisi belirtileri nelerdir? İşte merak edilip araştırılan detaylar...</p>

<p><strong>BAHAR ALERJİSİ NEDİR?</strong></p>

<p>İlkbahar mevsiminde polenlerin havaya yayılmasıyla birlikte burun kaşınması, hapşırma, nezle, burun tıkanması, gözlerde sulanma, kaşınma, sık öksürük, nefes sıkışması gibi alerjik nezle, göz alerjisi ve astım hastalığının belirtilerinin görülmesine bahar alerjisi denir. Bahar ayları aslında polenlere alerjimizin olup olmadığını anlamamıza yarayacak bir test gibidir. Polen alerjisinde en çok önem taşıyan polen türleri kızılağaç, fındık ağacı ve huş ağacı tarafından üretilmektedir. Bunlara ek olarak tüm çimen türleri, özellikle çayır otları ve meyve bahçesi gelmektedir. Küf mantarların üreme organları, polenin sebep olduğu rahatsızlıklara benzer rahatsızlıklar verebilir.</p>

<p>Polen, nefes yoluyla solunum yollarımıza yerleşir. Buna ek olarak polen cilt, saç ve gözlere yerleşir. Bu, birçokları için bir sorun oluşturmaz. Alerjik olan bir kişide bağışıklık sistemi harakete geçer ve burunda, gözlerde veya bronşlarda iltihaplanma tepkisi görülür. Vücut, polendeki proteinlere tepki gösterir ve rahatsızlığa, hapşırmaya, burun akıntısına, gözlerde kaşıntıya neden olan, histamin ve diğer iltihap yaratan maddeler salgılamaya başlar. Burunda alerjik rinit (bahar alerjisi/saman nezlesi) bronşlarda alerjik astım, gözlerde ise allerjik konjuktivite neden olur.</p>

<p>Polen alerjisi çoğunlukla 5-40 yaş grubundaki kişilerde görülür ve bu hastalığa yakalanan insan sayısının giderek arttığı görülmektedir. Sonuç olarak astım, alerjik nezle ve göz alerjisi belirtileri bahar aylarında görülüyorsa bahar alerjiniz var demektir ve bir an önce teşhis konulup tedaviye başlanması gerekmektedir.</p>

<p><strong>BAHAR ALERJİSİ BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong></p>

<p>Polenler alerjik kişilerde ani gelişen tekrarlayıcı hapşırıklar, burun akıntısı veya burun tıkanması, burun ve damakta kaşıntı, gözlerde yanma ve kaşıntı, geniz akıntısı gibi belirtiler gösterir. Ancak bazı kişilerde cilt döküntüleri kaşıntı, bazı kişilerde astım şeklinde de görülebilir.</p>

<p><strong>BAHAR NEZLESİ KİMLERİ TEHDİT EDİYOR?</strong></p>

<p>Bahar nezlesi, Atopik dediğimiz çevresel alerjenlere karşı duyarlılığı olan kişileri etkiler. Yapılan araştırmalara göre, anne veya babası alerjik olan çocuklarda alerjiye rastlanma ihtimali yüzde 30, her iki ebeveyni alerjik olan çocuklarda alerjiye rastlanma oranı yüzde 60'tır. Çocuklarda bahar alerjisi teşhisi koymak için ise biraz beklemek gerekir. 2 yaşından küçük çocuklara bu teşhisi koymak yanıltıcı olabileceğinden çocuğun en az iki bahar mevsimi geçirmesini öneriyoruz.</p>

<p><strong>BAHAR AYLARINDA DOĞAN ÇOCUKLAR RİSK ALTINDA</strong></p>

<p>Ailede alerjik yapısı olan birinci derece yakınlar dışında polen mevsiminde doğmuş olmak, erkek cinsiyet, yaşamın ilk yıllarında sigara dumanına maruz kalmak gibi etkenler de alerjik nezle gelişiminde risk faktörleridir.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hastalıklar</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/bahar-alerjisi-belirtileri-nelerdir</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Oct 2022 14:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/alerjik-rinit-1.jpg" type="image/jpeg" length="19745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kanda dolaşan kanser hücrelerini yakalayan "akıllı çip" yöntemi, Türkiye'de klinik aşamaya geçti]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/kanda-dolasan-kanser-hucrelerini-yakalayan-akilli-cip-yontemi-turkiyede-klinik-asamaya-gecti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/kanda-dolasan-kanser-hucrelerini-yakalayan-akilli-cip-yontemi-turkiyede-klinik-asamaya-gecti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ODTÜ Teknokent araştırmacılarının yedi yıl üzerinde çalıştıkları, dolaşımdaki kanser hücrelerini basit bir kan tahliliyle yakalayan akıllı çip teknolojisinin klinik araştırma safhası Ankara'da dört hastanede uygulanacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>ODTÜ Teknokent araştırmacılarının yedi yıl üzerinde çalıştıkları, kanda dolaşan kanser hücrelerini basit bir kan tahliliyle yakalayan "akıllı çip" teknolojisinde sona yaklaşıldı. Hasta için acı verici ve maliyetli bir yöntem olan iğne biyopsisinin yerine kullanılması hedeflenen yeni yöntem için Ankara'daki dört hastanede klinik araştırmalar başlatılacak.</p>

<p>ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Mikro Biyosistemler Genel Müdürü Prof. Dr. Haluk Külah, Mikro Biyosistemler'in, ODTÜ Teknokent'te 2015'te kurulduğunu belirtti.</p>

<p>Külah, İngiltere'de önemli biyoteknoloji firmalarına ev sahipliği yapan bir teknopark olan Alderley Park'ta geçen yıl kurdukları "Cellsway" isimli şirket aracılığıyla uluslararası klinik araştırma faaliyetlerini sürdürdüklerini anlattı.</p>

<p>Tümör kitlesinden ayrılarak kana geçen kanser hücrelerinin, "dolaşımdaki tümör hücreleri (CTC)" olarak adlandırıldığını ifade eden Prof. Dr. Külah, bu hücrelerin kandan ayrıştırılabilmesi için çok yüksek hassasiyette bir sistem gerektiğini, geliştirdikleri yeni teknolojinin bu alanda pek çok ilki barındırdığını söyledi.</p>

<p>Kanser hastalığının tanı ve takibinde rutin kullanılan, iğne biyopsisinde cerrahi bir işlemle hastanın kanserli dokusundan örnek alınan yöntemin hasta için acı verici ve maliyetli bir yöntem olduğuna işaret eden Külah, Mikro-Elektromekanik Sistemler (MEMS) ve mikro akışkan teknolojilerinin kullanıldığı likit biyopsi tekniğiyle kan örneğinde kanser hücrelerini yakaladıklarını anlattı.</p>

<p>Kan tahlili ile kanserin metastaz ve tekrarlama riskleri ve tedavi sürecine ilişkin bilgilere ulaşabildiklerini belirten Haluk Külah, şu bilgileri verdi: "Kan tahlilinde kanser hücrelerini yakalamak üzere MEMS teknolojisi ile geliştirdiğimiz silisyum tabanlı çiplerin tasarımı ve patenti tamamen bize ait. Bu çiplere akıllı çipler diyoruz. Akıllı çiplerin içinde kılcal damarlar gibi ufak mikro kanallar var. Bu kanallardan kan hücrelerini tek tek geçiriyoruz ve bu sırada çipin içindeki mekanik yapılar ayrıştırma yaparak kanser hücrelerini bir tarafta, kanser olmayan hücreleri de başka tarafta topluyor. Asıl kanser hücrelerini içeren örnekte de birtakım analizler yaparak kanserin türüne ve hangi tip kemoterapinin işe yarayacağına dair bilgileri topluyoruz."</p>

<p>Prof. Dr. Haluk Külah, geliştirdikleri sistemdeki doğruluk oranlarının yüksek olduğunu ve rakiplerine karşı daha üstün bir performans sergilediğini belirtti.</p>

<p>Külah, yedi yıldır üzerinde çalıştıkları teknolojide geldikleri aşamaya ilişkin, "Cihazımız ve araştırma faaliyetlerimiz tamamlandı. Laboratuvarlarda klinik çalışma yapabilecek aşamaya geldik. Yakın zamanda 300 hasta üzerinde klinik çalışma başlattık. Böylece araştırma amaçlı olarak gerçek hastalar üzerinde kan testi ile kanser tanısı ve tedavisinin takibini yapabileceğiz" dedi.</p>

<h2>"HASTALAR MEVCUT SAĞLIK SİGORTALARIYLA BU TESTLERİ YAPTIRABİLECEK"</h2>

<p>Projenin Bilimsel Direktörü Biyokimya Uzmanı Doç. Dr. Ebru Özgür, 2015'ten beri üzerinde çalıştıkları sistemin, ön klinik çalışmaları da içeren validasyon süreçlerinin tamamlanarak laboratuvarlarda test edilebilir aşamaya geldiğini bildirdi.</p>

<p>Klinik aşamada hasta örnekleri ile çalışmalara başlayacaklarını belirten Özgür,<strong> "Sistemimizi yakın zamanda laboratuvarlara ve hastanelere kuracağız"</strong> dedi.</p>

<p>Geliştirdikleri "likit biyopsi" adı verilen yöntemlerinde direkt kan örneğinden tümörle ilgili bilgileri alabildiklerini belirten Özgür, "Kanser hücrelerinin analizi ile kemoterapi, radyoterapi ya da hedefli ilaç tedavisi başlanan hastada bu tedavinin işe yarayıp yaramadığını ve hangi tedavinin uygun olabileceğine ilişkin doktora bilgi veriyoruz. Onkologlar verdiğimiz bu sonuçlar ile hastaya yönlendirme yapabiliyorlar" diye konuştu.</p>

<p>Geliştirdikleri sistemin, "araştırma" amaçlı olarak kullanıldığını, Ankara ve İstanbul'daki bazı merkezlere sistemi kurduklarını aktaran Ebru Özgür, şu bilgileri verdi:</p>

<blockquote>
<p>"Çalışmamıza, meme kanseri, kolon kanseri ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri hastaları dahil olacak. Aynı zamanda sağlıklı bireylerden de örnekler alacağız. Bunların sonuçlarını karşılaştırmalı bir şekilde sunacağız. Çalışmamız, bir yıl içinde tamamlanacak ve o zaman sürecin validasyonu tamamlanmış olacak. Geliştirdiğimiz cihaz, in vitro dediğimiz vücut dışı tanı cihazı kategorisine girdiğinden CE ve FDA onayı almak için başvurularımızı yapacağız. Onaylarımızı aldığımızda hastalar mevcut sağlık sigortaları ile bu testleri yaptırabilecekler. Bu yılın sonu itibarıyla ise doktorların onayı olması kaydıyla belli başlı hastanelerde tedavi gören kanser hastaları, klinik çalışmamız kapsamında kan tahlili ile takip kapsamına alınacak."</p>
</blockquote><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Hastalıklar</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/kanda-dolasan-kanser-hucrelerini-yakalayan-akilli-cip-yontemi-turkiyede-klinik-asamaya-gecti</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Oct 2022 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/hastane.jpg" type="image/jpeg" length="56267"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Çetinkaya: "2 aylık bebeklerine köfte veren var"]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/prof-dr-cetinkaya-2-aylik-bebeklerine-kofte-veren-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/prof-dr-cetinkaya-2-aylik-bebeklerine-kofte-veren-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Çetinkaya, İstanbul'da yaptıkları bir araştırmaya göre annelerin, daha hızlı kilo alsın, daha çabuk büyüsün kaygısıyla bebeklerine henüz 2 aylıkken ekmek, salça, köfte gibi besinler vermeye başladığını, bunun bebeğin gelişimi açısından çok tehlikeli olduğunu ve annelerin amacının tam tersine, gelişme geriliğine yol açtığını söyledi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Neonatoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Merih Çetinkaya, ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmesi gereken bebeklerde ek gıdaya başlanma yaşının 2 aya kadar düştüğünü söyledi.</p>

<p>Yenidoğan bebeğin sağlıklı gelişimi ve erişkinliğe geldiğinde pek çok hastalıkla karşı karşıya gelmemesi için ilk 6 ay sadece anne sütü ile, ondan sonra ise ayına uygun ek gıdalarla tamamlayıcı beslenme programına uyulması gerekiyor. Ancak uzmanlara göre günümüzde, annelerin çoğu sabırsız davranıp henüz birkaç aylık bebeğe ek gıdaya başlıyor ve bu da bebeğin gelişimini olumsuz etkiliyor.</p>

<p>Türk Neonatoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Merih Çetinkaya, İstanbul'da yaptıkları ve yaklaşık 1000 anneyi kapsayan bir araştırmaya göre, annelerin "daha hızlı kilo alsın, büyüsün" kaygısıyla bebeğine 2'nci ayında ek gıdaya başladığını, köfte, ekmek, salça gibi o yaştaki bebeğin asla sindiremeyeceği gıda maddeleri verildiğini kaydetti.</p>

<p>"ANNE SÜTÜNÜN ÖNEMİ MAALESEF TAM OLARAK KAVRANAMIYOR"</p>

<p>Prof. Dr. Çetinkaya, "Bebeklerin büyümesi ve başta beyin olmak üzere pek çok organ sisteminin gelişmesi için beslenme son derece önemli. Biz bugün için bebek beslenmesinde mucizevi besin maddesinin, hiçbir şekilde taklit edilemeyen, hiçbir özelliği yerine konulamayan anne sütü olduğunu biliyoruz. Bu nedenle de hem dünya hem ülkemiz koşullarında, ilk 6 ayda tüm bebeklerin sadece ve sadece anne sütüyle beslenmelerini öneriyoruz. 6'ncı aydan itibaren ise anne sütünün bebeğin kilo alımı ve diğer enerji ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamaması nedeniyle ek gıdaların verilmeye başlandığı 'tamamlayıcı beslenme dönemi' olarak adlandırdığımız bir dönem başlıyor. Bu döneme tamamlayıcı beslenme dememizin sebebi de hala anne sütüne devam edilip, buna ek olarak bazı besinlerin verilmesi. Ama ne yazık ki başta ülkemiz olmak üzere dünyada pek çok ülkede artık annelerin mucizevi anne sütünün özelliklerini tam olarak kavrayamıyor ve sıklıkla 2'nci aydan itibaren bebeklerine ek besin vermeye başlıyor" dedi.</p>

<p>"DAHA HIZLI BÜYÜMÜYOR, TAM TERSİNE GELİŞME GERİLİĞİ OLUYOR"</p>

<p>İstanbul'un büyük bir ilçesinde yaklaşık 1000 anne ile yaptıkları çalışmaya da değinen Prof. Dr. Çetinkaya, şu bilgileri verdi:</p>

<p>Ne yazık ki annelerin yaklaşık 2'nci aydan itibaren bebeklerine 'sadece doymadığını düşündükleri için' ve yeterince büyümediği kaygısıyla pek çok gıda maddesine başladığını gördük. Bunlar arasında ekmek, salça, köfte bile var. Aklınıza gelebilecek her türlü diğer besin maddelerinin olduğunu görüyoruz. Ne yazık ki bu, bebek de çok fazla sıkıntıya yol açıyor. Öncelikle bu ayda gastrointestinal sistemde bunları tam olarak sindirecek yeterli enzim olmadığı için bebeklerde kolik tarzı ağrılarla başlayan ve erken dönem besin alerjilerine giden tablolar oluyor. Sıklıkla döküntüler şeklinde besin alerjileri görüyoruz bebeklerde. Ayrıca bunlar sindirilemediği için bebeğin büyümesi olumsuz etkileniyor ve bu bebeklerde büyüme ve gelişme geriliği sık olarak görülüyor.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Anne &amp; Çocuk</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/prof-dr-cetinkaya-2-aylik-bebeklerine-kofte-veren-var</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Oct 2022 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/anne.jpg" type="image/jpeg" length="59596"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Koca'dan uyarı: "Devlet ciddidir, gelmeyen iptal etsin!"]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/hastane-randevulari-icin-bakan-kocadan-uyari-devlet-ciddidir-gelmeyen-iptal-etsin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/hastane-randevulari-icin-bakan-kocadan-uyari-devlet-ciddidir-gelmeyen-iptal-etsin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Koca, randevu alanların yüzde 30'unun hastaneye gelmediğini söyleyerek, "Gelmeyeceğiniz randevuyu en az iki gün önceden iptal edin. Devlet randevularında ciddidir" uyarısında bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, MHRS üzerinden randevu alanların yüzde 30'unun hastaneye gelmediğini söyledi.</p>

<p>Koca, randevuya gelmeyecek olanların en az iki gün önceden iptal etmesi gerektiğini vurgulayarak, <strong>"Devlet randevularında ciddidir" </strong>dedi.</p>

<p>Sağlık Bakanı Koca, Twitter hesabından uyarı yaptı.</p>

<blockquote class="twitter-tweet">
<p dir="ltr" lang="tr">MHRS’den randevu alanların %30’u randevusuna gelmiyor. Gelmeyeceğiniz randevuyu en az iki gün önceden iptal edin. Devlet randevularında ciddidir.</p>
— Dr. Fahrettin Koca (@drfahrettinkoca) <a href="https://twitter.com/drfahrettinkoca/status/1580908669541023745?ref_src=twsrc%5Etfw" rel="nofollow">October 14, 2022</a></blockquote>
<script async src="https://platform.twitter.com/widgets.js" charset="utf-8"></script>

<p><strong>BEYAZ REFORM NELER GETİRDİ?</strong></p>

<p>Sağlıkta Beyaz Reform kapsamında hekim randevularının arasında en az 10 dakika olması zorunlu kılındı.</p>

<p>Öte yandan, doktorların randevuya gelmeyen hastaları bekleyerek zaman harcamamaları için, hastanelerin yedek randevu açmasına da izin verildiği belirtildi.</p>

<p>Düzenleme kapsamında başka yenilikler de hayata geçirildi. Buna göre mesai sonrası da hekimin isteğine bağlı hasta kabulü yapılabilecek.&nbsp;</p>

<h3><strong>RANDEVU SORUNU YAŞANIYORDU</strong></h3>

<p>Geçtiğimiz aylarda vatandaşlar hastanelerden randevu alamadığı için sıkıntı yaşıyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sorunun çözümü için adımlar atılacağını açıklamıştı.</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/hastane-randevulari-icin-bakan-kocadan-uyari-devlet-ciddidir-gelmeyen-iptal-etsin</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 17:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/fahrettin-koca-aa-1778727.jpg" type="image/jpeg" length="99932"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[40 yaşından sonra ihmal edilmemesi gereken 10 test!]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/40-yasindan-sonra-ihmal-edilmemesi-gereken-10-test</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/40-yasindan-sonra-ihmal-edilmemesi-gereken-10-test" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Aktaş, yaş aldıkça hastalıklara yakalanma yönünden riskin arttığını belirterek, "Belli bir yaştan sonra düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemek gerekiyor" dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Doç. Dr. Ahmet Aktaş, hem erkekler hem de kadınlar açısından 40’lı yaşlar sağlık açısından bir dönüm noktası anlamına geldiğini bu nedenle özellikle yaşın ilerlemesi ile beraber artan risk faktörleri nedeniyle gereken taramaların yapılmasının erken teşhis ve tedavi açısından önemli bir rol oynadığını ifade etti.</p>

<p>Dünyada en sık görülen hastalıklardaki risk faktörleri arasında insan yaşının ilk sıralarda geldiğini söyleyen Doç. Dr. Ahmet Aktaş, <strong>“Yaş aldıkça hastalıklara yakalanma yönünden riskimiz de artıyor. Bu nedenle özellikle belli bir yaştan sonra düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemek gerekiyor”</strong> diye konuştu.<br />
<br />
<em><strong>İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Aktaş, 40 yaş üstü yaptırılması gereken 10 testi şu şekilde sıraladı:</strong></em><br />
<br />
<strong>KALBİNİZİN SESİNİ DİNLEYİN</strong><br />
Kalp-damar hastalıkları riski 40 yaşından sonra 10 kat artıyor. Bu nedenle kişinin taşıdığı risk faktörlerine göre 1 ila 3 yılda bir kardiyoloji uzmanına muayene olmak gerekiyor. Yüksek kolesterol, diyabet ve hipertansiyon hastası olanlar, ailesinde kalp-damar hastalığı öyküsü bulunanlar ve sigara tüketenler ise kalp hastalıkları açısından yüksek riskli grupta yer alıyor.<br />
<br />
<strong>KOLESTEROLÜ KONTROL ALTINA ALIN</strong><br />
Kolesterol, yaşla birlikte çok farklılaşmıyor; bireyin yaşam tarzı bu düzeyi etkiliyor. Ancak 40’ından itibaren kalp-damar hastalıklarının gelişme ihtimali yükseliyor. Bu nedenle kalp-damar hastalıklarında bir risk faktörü olan kolesterol düzeyinin belli bir seviyede olması gerekiyor. Bunun için de hekim tarafından belirlenecek kolesterol takip ve tedavi programına uymak önem kazanıyor.<br />
<br />
<strong>TANSİYON İHMALE GELMEZ</strong><br />
Hipertansiyon açısından 45-55 yaş arası kadınlarda 2, erkelerde ise 1,5 kat risk artışı söz konusu. Kendi başına dahi hayati bir problem olan hipertansiyon, diyabet ve kalp hastalıkları yönünden de sorun yaratıyor. Bu hastalığın erken tanısı için sadece düzenli tansiyon ölçümleri yeterli olabiliyor. Erken tanı konulan hastalarda yaşam tarzı değişikliğiyle ilaca gerek kalmadan tansiyon kontrol altında tutulabiliyor. İlaç kullanması gereken hastalarda ise tedaviye erken başlamak, beyin kanaması, inme ve kalp yetmezliği gibi yan etkilerin oluşmasını önleyebiliyor.<br />
<br />
<strong>DİYABETİ ERKEN YAKALAYIN</strong><br />
Yapılan araştırmalar diyabetin 40’lı yaşlardan sonra kayda değer bir atış gösterdiğine işaret ediyor. Bu nedenle hiçbir şikâyet veya belirti olmasa bile erişkin dönemde düzenli aralıklarla açlık kan şekerinin takibi erken tanı için büyük önem taşıyor. Eğer fazla kilo veya ailede diyabet öyküsü gibi risk faktörleri varsa taramanın ve doktor kontrollerinin daha erken yaşlarda başlaması ve sıklığının da artırılması gerekiyor.<br />
<br />
<strong>AKCİĞER KANSERİ BELİRTİ VERMEZ</strong><br />
Akciğer kanseri erken evrede herhangi bir belirti vermediği için düzenli kontroller hastalığın erken tanısı ve tedavi başarısında büyük önem taşıyor. Ayrıca akciğer kanserinin ortaya çıkmasında uzun süre sigara kullanımı ve miktarının riski artırdığı biliniyor. Bu nedenle özellikle sigara içen kişilerin 40 yaş sonrası her yıl düzenli kontrollerini yaptırarak akciğer filmi hatta gerekirse akciğer tomografisi çektirmesi önem kazanıyor.<br />
<br />
<strong>KOLONOSKOPİDEN KAÇMAYIN</strong><br />
Kalın bağırsak kanserine yakalanma ihtimali 40 yaşından sonra 3 kat, 50 yaşından sonra 10 kat artıyor. Ancak kanserin öncü lezyonlarından olan bağırsak poliplerinin erken saptanması halinde riski ortadan kaldırmak mümkün olabiliyor. Bu nedenle 40 yaşından itibaren yılda bir kere gaitada gizli kan ve 50 yaşından itibaren de hastanın bulgularına göre değişecek sıklıklarda kolonoskopi ile takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca ailede kolon kanseri öyküsü varsa mutlaka yakın takip öneriliyor.<br />
<br />
<strong>MEME KANSERİ İÇİN GÖREV KADINLARDA</strong><br />
Kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanserinde yaşlanma en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Erken evrede yakalandığında tedavi şansı çok yüksek olan bu kanser türünde kadının kendine büyük görevler düşüyor. Hiçbir meme yakınması olmayan kadınlarda 20-40 yaş arasında düzenli olarak kendi kendini muayene ve yıllık hekim kontrolleri isteniyor. 40 yaşından sonra ise elle muayene ve düzenli hekim kontrollerine yılda bir mamografi ekleniyor. Risk grubunda yer alan kadınların ise hekime başvurarak uygun takip periyodlarını belirlemesi önem taşıyor.<br />
<br />
<strong>PAP SMEAR TESTİ HAYAT KURTARIYOR</strong><br />
Jinekolojik kanserlerde çok sık rastlanan rahim ağzı kanserinde risk, özellikle 40-50 yaşları arasında 20’li yaşlara göre 10 kat artıyor. Bu nedenle 40 yaş üstü kadınların her yıl mutlaka jinekolojik değerlendirme ve Pap smear testi yaptırmaları gerekiyor. Bu sayede rahim ağzı kanserini çok erken aşamada yakalamak ve tedavi etmek mümkün olabiliyor.<br />
<br />
<strong>KEMİK ERİMESİ RİSKİNİZİ ÖLÇÜN</strong><br />
Kemik dokusunun zamanla bozulması ve kemiklerin zayıflaması sonucu ortaya çıkan osteoporozun (kemik erimesi) en büyük tehlikesi, neden olduğu kırıklar olarak biliniyor. Özellikle kadınların kemik kütlesindeki kayıp menopozla birlikte hız kazandığından osteoporoz ihtimali de artıyor. Bundan dolayı tarama amaçlı olarak, kadınlarda menopozun ardından, erkeklerde ise 65 yaşından sonra kemik yoğunluğu ölçümü yapılması önem kazanıyor.<br />
<br />
<strong>PROSTAT KANSERİ KAPINIZI ÇALMASIN</strong><br />
Prostat kanseri, erkeklerde en sık görülen kanserler arasında yer alıyor. Yaşlanma ise bu kanser türünde en önemli unsur olarak rol oynuyor. Kanseri, belirtiler baş göstermeden yakalayabilmek için her erkeğin 50 yaşından itibaren düzenli şekilde prostat muayenesi olması gerekiyor. Bireyin, taşıyabileceği risk faktörlerine göre hekimin önereceği uygun tarama programına periyodik olarak devam etmesi isteniyor.&nbsp;</p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/40-yasindan-sonra-ihmal-edilmemesi-gereken-10-test</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/kalp.jpg" type="image/jpeg" length="61803"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DSÖ'den dikkat çeken rapor! 500 milyon kişiyi etkileyecek]]></title>
      <link>https://saglik.habertest.com/dsoden-dikkat-ceken-rapor-500-milyon-kisiyi-etkileyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://saglik.habertest.com/dsoden-dikkat-ceken-rapor-500-milyon-kisiyi-etkileyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ilk defa hareketsizliğin etkileri üzerine küresel bir rapor hazırladı. Hazırlanan rapora göre 2030’a kadar 500 milyon kişi hareketsizlik kaynaklı sağlık sorunları yaşayacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bugün yayımlanan rapora göre hükümetler bu konuda tutumlarını değiştirmezse 2020-30 yılları arasında fiziksel hareket eksikliği nedeniyle kalp sorunları, obezite ve diyabet gibi hastalıklara yakalananların sayısı yaklaşık 500 milyon olacak. Bugün yayımlanan rapora göre hükümetler bu konuda tutumlarını değiştirmezse 2020-30 yılları arasında fiziksel hareket eksikliği nedeniyle kalp sorunları, obezite ve diyabet gibi hastalıklara yakalananların sayısı yaklaşık 500 milyon olacak.</p>

<p>Bunun sağlık sistemlerine maliyeti ise yıllık 27 milyar Dolar civarında olacağı tahmin ediliyor.</p>

<p>Bunun yaratacağı iş yükünün, diğer hastalara verilen hizmeti de yavaşlatacağı düşünülüyor.</p>

<p>DSÖ’nün 194 ülkeden derlediği verilerle hazırladığı Rapor, ülkelerin vatandaşlarını harekete teşvik etmekte yetersiz kaldığını gösteriyor.</p>

<p>DSÖ'ye göre ülkelerin yarısından azının fiziksel aktivite politikası var. Bu politikaları uygulamaya da geçirmiş ülkeler ise yüzde 40’ın altında bir orana sahip.</p>

<p>Örgüt, ülkelerin yalnızca yüzde 30’unun tüm yaş grupları için fiziksel aktivite kılavuzu olduğunu tespit etti.</p>

<p>İnsanları hareket etmeye teşvik eden bisiklet yolları ve güvenli kaldırımlar gibi yapıların ise ülkelerin yüzde 40’ında mevcut olduğu görüldü.</p>

<p>Bulgulara dair bir açıklama yapan DSÖ Genel Sekreteri Dr. Adhanom Ghebreyesus <strong>“Daha fazla ülkenin insanları yürüme, bisiklet, spor ve diğer fiziksel aktivitelere teşvik etmesine ihtiyacımız var” </strong>dedi.</p>

<p>Rapora göre pek çok ülkede, halkı harekete teşvik etmek için yapılan toplu etkinlikler de Covid-19 pandemisi nedeniyle son iki yılda sekteye uğradı.</p>

<p>WHO Fiziksek Aktivite Birimi Başkanı Fiona Bull ise bu raporu hazırlarken çoğu ülkede bisiklet yolları, parklara erişim ve yaya yolları gibi bazı önemli unsurların verilerinin bulunmadığını fark ettiklerini söyledi:</p>

<p><strong>“Bu bir kısır döngüye yol açabiliyor. Bu konuda veri olmayınca takip ve hesap verilebilirlik de olmuyor, bunun sonucunda politika geliştirilmiyor ve yatırım yapılmıyor.”</strong></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></turbo:content>
      <category>Spor</category>
      <guid>https://saglik.habertest.com/dsoden-dikkat-ceken-rapor-500-milyon-kisiyi-etkileyecek</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 17:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://saglikhabertestcom.teimg.com/crop/1280x720/saglik-habertest-com/uploads/2022/10/kosu.jpg" type="image/jpeg" length="92826"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
